0
Makaleler | Osmanlı Tarihçileri | Osmanlı Tarih Deyimleri | Osmanlılar | Popüler Konular | Olaylar| Osmanlı Bibliyografyası | Bildiriler
Süreli Yayınlar| Arşiv Belgeleri & Rehber | Doktora Tezleri | Mücmel Osmanlı Tarihi


· Ana Sayfa
· Anketler
· Araştır
· Hesabınız
· İletişim
· Konular
· Metin Sürümü
· Tavsiye Et
· Yazı Gönder



Şu an sitede, 6 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.



Baharın Sesi
Oryentalistlerin Gözüyle
31 Mart Fotoğrafları
Çeşitli Vesikalar
Osmanlı Arşivinden
Kisve Bahası Belge
Mulâj-i Ruznamçe
Gazavat-ı Murad
Ahkâm Defteri
Feth-i Estergom
ingilizce haritalar
Türkçe haritalar
Soyut Denemeler 1
Soyut Denemeler 2
Şeriyye Sicilleri
Fermanlar
Ermeni Vahşeti
Topkapı Sarayı
Surnâme-i Vehbi
Kıyâfet-nâme
Osmanlı Kilimleri
Osmanlı Nakışı
Osmanlı Vazoları
Osmanlı'da Bağdad

















Türk-Ermeni Kültür ilişkileri Üzerine



Ottoman History Writing



Europe''s Muslim Capital



Salih Saim Bey ve Üsküdarlı Şaşı Hafız



American Women Readers Encounter Turkey in the Shadow of Popular Romance



Osmanlı Ülkesinde İlk Mason Mabedi



Avraham Firkowicz in Istanbul (1830-1832): Paving the Way for Turkic Nationalism



The Janissary Tree



Christians, Jews and Muslims in the OttomanEmpire: Lessons for Contemporary Coexistence



Islamızatıon In The Balkans As An Hıstorıographıcal Problem: The Southeast-European Perspectıve



The Guilds Of Jerusalem in Ottoman Period

 
 
Fethin Evrensel Anlamı

İslam tarihinde bir çok büyük komutan fetihler yapan anlamına gelen ebulfetih namıyla anılsa da FETİH denilince akla gelen ilk isim Sultan Mehmet’tir şüphesiz.

Bu nedenle ona ebulfetih yerine doğrudan Fâtih ünvanı layık görülmüş, adı ndan ziyade sanıyla anılmıştır.

Peki bu unvan diğerlerine değil de neden O’na verilmiştir?

Birden fazla nedeni olan bu soruya cevap vermek gerekirse evvel emirde diyebiliriz ki;

O bir ulu rüyanın gerçekleşmesine vesile olmuş da ondan.

Hemen, hemen bütün İslam komutanlarının hedefi olan bir ideali O gerçekleştirmiş de ondan.

Bizans çöküntüleriyle tıkanmış olan medeniyet yollarını insanlık alemine yeniden açmıştır da ondan.

İnsanlığı bir çıkmazdan kurtarmış, medeniyete yeni ufuklar açmıştır da ondan.

Gerek toplum, gerekse  fert bazında insanlık ona medyun-u şükrandır da ondan.

Evet insanlık ona şükran borçludur.

Ancaaaak, ne var ki…

Bu şükranın ifadesi için yalnızca 29 Mayıs tarihlerinde belli bir görüşün düzenlediği fetih şölenleri fethin cihanşümul manasını temsil etmekten oldukça uzaktır.

Aslında fethe sahiplenen de, inkar eden de fetih olgusunun altında yatan evrensel manayı idrakten mahrumdur.

Çünkü fetih; ne kutlayanların inandığı derecede küçük bir cihangirlik kavgası, ne de inkar edenlerin iddia ettikleri türde bir işgal hareketidir. Aksine evrensel bir dönüşüm, üniversal bir inkılâbtır  fetih. 

Gerçekte Fâtih’in İstanbul’a meftûniyeti, Selâhaddin'in Kudüs'e meftûniyeti ile eş anlamlıdır.

İkisi de peygamberin müjdesine mazhar olmak iştiyakıyla yaşamış, gayretini himmetini bu idealini gerçekleştirme yolunda sarf etmiştir.

 Bu açıdan bakınca peygamberin davasıyla Selâhaddin’in davası, onunla da Fâtih’in davası örtüşmektedir.

İşte bu noktada fethin evrensel  anlamı peygamberin davasında yatmaktadır.

Peygamberin davasını anlamak için de şu soruların cevabını bilmek gerekir ilk bakışta.

Cihanşümul mesajıyla insanlığa gönderilen gönüller sultanı Hz Muhammed (S.A.V) geldiğinde insanlık ne haldeydi?

Ne tür açmazların, hangi acılı  buhranların girdabında çırpınıyordu?

Dişsiz kardeşlerini parçalayacak sırtlanlar derekesine sükut etmiş olan insanlık, O’nun getirdiği nurla nasıl medeni birer varlık derecesine yükselerek yüz yıllarca dünyaya insanlık dersi vermişti?

İnsanlığın Hz Muhammed (SAV) sayesinde medeniyet anlamında geçirdiği bu büyük dönüşümü anlamadan,  Selâhaddin’i de, Fâtih’i de, fethi de, kurtuluşu da anlamak mümkün değildir.

Evet…

Fethi anlamanın yolu son peygamberin insanlığı bedeviyetten medeniyete, vahşetten, yabanilikten, zulmetten, nura doğru nasıl dönüştürdüğünü anlamaktan geçer.

Bunu anlayan insanlık, İstanbul’un fethinin kuru bir cihangirlik kavgası olmadığını, medeniyet yolunda insanlığın önüne konulmuş olan kokuşmuş,  tefessüh etmiş, barbarlığa, vandallığa karşı gerçekleşmiş olan büyük bir dönüşüm olduğunun bilincine ulaşır.  

Batının, Selâhaddin’i anlamak için haçlıların ne mal olduğunu anlaması gerekiyordu.

Nitekim anladılar ve en azından “Cennet’in krallığı “filminde  O’nun hakkını verdiler.

İstanbul’un fethini anlamak için yine dedüktif bir anlayışa ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu anlayış sayesinde Bizans’ın ve Batı dünyasının insanlığı nasıl bir keşmekeşe sürüklediğini anlaşıldığı anda umarız ki Fâtih gibi bir komutanın da evrensel anlamda hakkı teslim edilir ve her yıl 29 Mayıs tarihi insanlığın dönüşüm günü olarak kutlanır.

 

 
 


Bab-ı Ali Baskını


İttihat ve Terakki komitesi İkinci Meşrutiyetin ilanından ve 31 Mart Vak’asından sonra orduya dayanarak hükumeti ele geçirmişlerdi. Yalnız kısa bir zaman sonra asker ocağını siyasetle uğraştırmanın cezasını çekerek “Halaskar Zabitan Grubu”nun tazyikiyle yıkıldılar. Fakat tekrar orduyu elde etmek suretiyle yeniden iş başına gelmek için gizli bir faaliyete giriştiler.

Nitekim Balkan Savaşının şiddetle cereyan ettiği ve düşman ordularının İstanbul kapılarına dayandığı sırada, İttihatçılar, Kamil Paşa Hükumetini devirmek ve çeşitli entrikalarla hükumeti elde etmek için çalışıyorlardı.

Önce Balkan Savaşının neticeleri ne olursa olsun, büyük devletlerin sınır değişikliğine müsaade etmeyecekleri, bu sebepten Türkiye’nin zararı olmayacağı propagandasını yaptılar. 81 yaşındaki Kamil Paşa bir ara istifa edip yeni bir kabine kurmayı düşündü. Sonra bu fikrinden vazgeçince İttihatçılar bu sefer Kamil Paşanın Edirne’yi Bulgarlara bıraktığı şeklinde akıl almaz ve yıkıcı bir propagandaya giriştiler. Bu arada başkumandan vekili Nazım Paşa, Sadrazamın muhalefetine rağmen, orduda bozgunculuk yaptıkları için tevkif edilen İttihatçıları serbest bıraktı. Nazım Paşa daha önce Kurmay Albay Cemal Beyi Menzil Müfettişi Umumisi, Kurmay Yarbay Enver Beyi de Kolordu Kurmay Başkanı yapmıştı. Böylece en stratejik merkezlere İttihatçılar getirilmişti. Bütün bu işler Balkan Savaşının en acıklı günlerinde cereyan ediyordu.

23 Ocak 1913 günü Bulgarlar, Edirne ve Çatalca önlerindeyken, Kurmay Albay Enver Bey (Paşa) sabıkalılardan müteşekkil 20-50 kişilik bir çete ile Babıali’yi bastı. Babıali’yi muhafaza ile ilgili muhafız bölüğü, Dahiliye Nazırının haberi olmadan Cemal Bey (Paşa) tarafından yerlerinden alınmış ve başka bir yere götürülmüştü. Böylece baskıncılar rahatça içeri girdiler. Baskının kanlı safhaları dış sofada cereyan etmiştir. Dış sofa mücadelesinde 11 kişi öldürüldükten sonra başlarında Enver ve Talat beylerin bulunduğu çeteciler iç sofaya daldılar. Kendilerini engellemek isteyen sivil polis komiserini öldürdükleri sırada Harbiye Nazırı Nazım Paşa ile karşılaştılar. Nazım Paşa, Enver’e; “Beni aldattın hani siyasetle uğraşmayacağına dair namus sözü vermiştin!” deyince, fedaisi Yakub Cemil’in tabancasından çıkan kurşunla alnından vurularak öldürüldü.

Bundan sonra Talat ve Enver Beyler sadrazam Kamil Paşanın odasına girerek onu istifaya zorladılar. Ancak Kamil Paşa, devletin içinde bulunduğu durumu izah ederek böyle bir darbeyle hükumetten çekilmesinin felaketi artıracağını söyledi. Fakat silahla tehdid edilmesi üzerine istifa etti. Böylece yaşlı sadrazamın siyasi hayatı sona erdi. Bu sırada Babıali Baskınını duyanlar mahşeri bir kalabalık meydana getirmişlerdi. Toplanan kalabalığa İttihatçıların meşhur hatibi Teğmen Ömer Naci nutuk çekiyordu. Sokaktaki kalabalık arasında Almanya Büyükelçiliği Baştercümanı da vardı. Baskın planı için, Almanya Büyükelçiliğinde yapılan toplantı sonunda, Berlin’in izni alındığı açıkça görülüyordu. 1876 ve 1909 darbelerinin arkasında İngiltere vardı. Almanya ise Türkiye’de ilk defa bir darbeye karışıyor ve destekliyordu.

Sadrazamın istifa mektubunu alan Enver Bey, saraya gitti. Babıali’de kalan Talat Bey, kendini “Dahiliye Nazır Vekili” tayin ederek bu ünvanla valilere emirler gönderdi. Kamil Paşa Hükumetinin Adalarla Edirne’yi düşmana verdiği için millet ve ordu tarafından iskat edildiğini bildirdi. Halbuki ne Edirne, ne de Adalar Kamil Paşa tarafından düşmana asla verilmiş değildi. Edirne’yi güya kurtarmak iddiasıyla Babıali’yi basıp hükumeti zaptetmiş olan İttihat ve Terakki komitesi, Kamil Paşanın kabul etmediği bu yerlerin teslim şartını hiç sıkılmadan kabul ederek, bütün Rumeli topraklarıyle beraber Edirne’yi de düşmana terk etti. Bu tarihi ihanetlerini de ters-yüz ederek millete anlattılar.

Bu hükumet darbesinden sonra sadrazamlığa Mahmud Şevket Paşa getirildi. Babıali baskını neticesinde İttihatçılar fiilen yeniden iktidara geldiler.


(Devamı... | 20 yorum | Puan: 4.18)


Sınırın Öte Yakası Üvey mi?




Türkiye'yi yönetenlerin yeterli tarih bilgisine sahip olduklarına inanıyor musnuz?

Evet
Hayır



Sonuçlar
Anketler

Toplam Oy: 5694
Yorum: 41




osmanlı kamu ekonomisi
[ osmanlı kamu ekonomisi ]

·Osmanlı’da İktisadi Gelişme ve Mali Sistem
·OSMANLI EKONOMİSİYLE İLGİLİ KİTAP ÖZETİ
·OSMANLI DEVLETİNDE GÜMRÜK İŞLERİ
·MUKATAA SİSTEMİ









Go To Project Gutenberg





Osmanlı Ailesi



Nahcivan Seferi



Bilgilerimizi Yoklayalım
Crossword
Boşluk Doldurma



Osmanlı popüler materyalizmi



Osmanlı''da Kul (Devşirme) Gerçeği



Haseki Hürrem Sultan Hamamı



Carly Fiorina''nın Osmanlı Hakkındaki Düşünceleri



Bad Tımes And Better Self. Defınıtıons Of Identıty And Strategıes For Development In Late Ottoman Hıstorıography (18501900)



Changing Perceptions of the Ottoman Empire: The Early Centuries



Rail of Two Cities: Damascus to Amman on the Hejaz Railway



Sigetvar Seferi
A. Kerim DEMİREĞEN


Ziyaretçi İstatistikleri

Açılış Sayfası Yap

Mehmet İPÇİOĞLU tarafından hazırlanan bu site.


3 Temmuz 2001'de aramızdan ayrılan Nejat Göyünç'e İthaf Edilmiştir




Sayfa Üretimi: 0.151 Saniye