
[Mustafa Armağan] [15.11.2009 -Zaman Gazetesi]
Tarihe göndermelerimizin arttığı bir dönemi yaşıyoruz. Bu da tarihe ilgiyi
artırıyor. Tabii kaçınılmaz olarak kimi hataları da. Çok konuşulan 'Yavuz'un
Kürt açılımı'nı doğru anlayabilmek için olayın mantığına eğilmemiz gerekiyor.
Öncelikle Osmanlı Devleti henüz Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya gelmeden önce
burası Akkoyunlular, Karakoyunlular ve sonradan Safeviler arasında
paylaşılamıyordu.
Osmanlı'ya yenilen Akkoyunluların zayıflaması üzerine bölgede Şah İsmail'e
gün doğdu. 1499'da Anadolu topraklarına girerek 7 bin kişilik bir ordu topladı.
Bunlar Türk veya Türkleşmiş köylülerdi. Ancak hepsinin Alevi ve Türkmen olduğunu
düşünmeyin. Zira içlerinde hem Sünni Türkler hem de Sünni Kürtler de vardı. (Ne
yapalım ki, tarih netlikten nefret eder!)
Arkasından Azerbaycan "olgun bir meyve gibi" Şah İsmail'in eline düşer. İşte
bu aşamada (1501) Şiiliği devlet dini ilan eden Şah İsmail yeniden Anadolu'ya
yönelip Diyarbakır'ı ele geçirir. Bu sırada Safeviler pek çok Kürt öldürmüş,
toprakları yağmalanmıştı. Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan da aynı hataya düşmüş,
Kürtleri şiddet yoluyla sindireceğini zannetmişti. Şah İsmail, Kürt reislerini
ortadan kaldırıp kendi adamlarını vali yapıyor, ille de Kürtlerden vali olacaksa
soylu aileleri değil, onların daha düşük statüdeki rakiplerini atıyor, böylece
gururlarını kırıyordu.
Tabii aşiret reislerine ölümüne bağlı olan Kürtler ayaklanmıştı ama ayaklanma
da kanlı bir şekilde bastırıldı. Hatta bir heyet halinde Şah İsmail'e gidip
bağlılıklarını bildiren ve bu davranışlarından dolayı kendilerine yumuşak bir
tavır takınılacağını zanneden 16 Kürt reisi toptan hapse atılmıştı (yaklaşık
1510). Sonra bir darbe daha vurdu Şah İsmail. Hapse attığı beylerin topraklarını
kendisine bağlamaları için güvendiği Kızılbaş aşiretlerinin önderlerini
görevlendirdi.
Kanlı bir şekilde bastırılan, toprakları ellerinden alınan, biat ederek
yumuşatma çabaları boşa giden Kürtlerin hayal kırıklığını tasavvur
edebilirsiniz. Bu arada Şii bir devlet karşısında ezilen Sünniler konumunda
bulunmaları, aralarındaki nefret ve düşmanlığı artırmış olmalıdır.
Martin van Bruinessen'e göre bu durum karşısında ayakta kalabilen Kürt
önderlerin kendilerini Safevi zulmünden kurtarabilecek tek güç olarak Osmanlı'yı
görmelerinde ve ondan medet ummalarında şaşılacak bir şey yoktur.