
İslam tarihinde bir çok büyük komutan fetihler yapan
anlamına gelen ebulfetih namıyla anılsa da FETİH denilince akla gelen ilk isim
Sultan Mehmet’tir şüphesiz.
Bu nedenle ona ebulfetih yerine doğrudan Fâtih ünvanı layık
görülmüş, adı ndan ziyade sanıyla anılmıştır.
Peki bu unvan diğerlerine değil de neden O’na verilmiştir?
Birden fazla nedeni olan bu soruya cevap vermek gerekirse
evvel emirde diyebiliriz ki;
O bir ulu rüyanın gerçekleşmesine vesile olmuş da ondan.
Hemen, hemen bütün İslam komutanlarının hedefi olan bir
ideali O gerçekleştirmiş de ondan.
Bizans çöküntüleriyle tıkanmış olan medeniyet yollarını insanlık alemine yeniden
açmıştır da ondan.
İnsanlığı bir çıkmazdan kurtarmış, medeniyete yeni ufuklar açmıştır da ondan.
Gerek toplum, gerekse fert bazında insanlık ona medyun-u şükrandır da ondan.
Evet insanlık ona şükran borçludur.
Ancaaaak, ne var ki…
Bu şükranın ifadesi için yalnızca 29 Mayıs tarihlerinde belli bir görüşün
düzenlediği fetih şölenleri fethin cihanşümul manasını temsil etmekten oldukça
uzaktır.
Aslında fethe sahiplenen de, inkar eden de fetih olgusunun altında yatan
evrensel manayı idrakten mahrumdur.
Çünkü fetih; ne kutlayanların inandığı derecede küçük bir cihangirlik kavgası,
ne de inkar edenlerin iddia ettikleri türde bir işgal hareketidir. Aksine
evrensel bir dönüşüm, üniversal bir inkılâbtır
fetih.
Gerçekte Fâtih’in İstanbul’a meftûniyeti,
Selâhaddin'in Kudüs'e meftûniyeti ile eş anlamlıdır.
İkisi de
peygamberin müjdesine mazhar olmak iştiyakıyla yaşamış, gayretini himmetini bu
idealini gerçekleştirme yolunda sarf etmiştir.
Bu açıdan
bakınca peygamberin davasıyla Selâhaddin’in davası, onunla da Fâtih’in davası
örtüşmektedir.
İşte bu
noktada fethin evrensel anlamı peygamberin davasında yatmaktadır.
Peygamberin
davasını anlamak için de şu soruların cevabını bilmek gerekir ilk bakışta.
Cihanşümul mesajıyla insanlığa gönderilen gönüller sultanı Hz Muhammed (S.A.V)
geldiğinde insanlık ne haldeydi?
Ne tür açmazların, hangi acılı buhranların girdabında çırpınıyordu?
Dişsiz kardeşlerini parçalayacak sırtlanlar derekesine sükut etmiş olan
insanlık, O’nun getirdiği nurla nasıl medeni birer varlık derecesine yükselerek
yüz yıllarca dünyaya insanlık dersi vermişti?
İnsanlığın Hz Muhammed (SAV) sayesinde medeniyet anlamında geçirdiği bu büyük
dönüşümü anlamadan, Selâhaddin’i de, Fâtih’i de, fethi de, kurtuluşu da anlamak
mümkün değildir.
Evet…
Fethi anlamanın yolu son peygamberin insanlığı bedeviyetten medeniyete,
vahşetten, yabanilikten, zulmetten, nura doğru nasıl dönüştürdüğünü anlamaktan
geçer.
Bunu anlayan insanlık, İstanbul’un fethinin kuru bir cihangirlik kavgası
olmadığını, medeniyet yolunda insanlığın önüne konulmuş olan kokuşmuş, tefessüh
etmiş, barbarlığa, vandallığa karşı gerçekleşmiş olan büyük bir dönüşüm
olduğunun bilincine ulaşır.
Batının, Selâhaddin’i anlamak için haçlıların ne mal olduğunu anlaması
gerekiyordu.
Nitekim anladılar ve en azından “Cennet’in krallığı “filminde O’nun hakkını
verdiler.
İstanbul’un fethini anlamak için yine dedüktif bir anlayışa ihtiyaç
duyulmaktadır.
Bu anlayış sayesinde Bizans’ın ve Batı dünyasının insanlığı nasıl bir keşmekeşe
sürüklediğini anlaşıldığı anda umarız ki Fâtih gibi bir komutanın da evrensel
anlamda hakkı teslim edilir ve her yıl 29 Mayıs tarihi insanlığın dönüşüm günü
olarak kutlanır.