Mahalle bir sosyal olguydu bir zamanlar.
Apartman adı verilen beton yığınlarına hapsolmadan önce ruhumuz.
Sınav denilen adı batası bir maratonun anaforuna kapılmadan…
Dersane kapılarında telef olup gitmeden önce çocukluğumuz.
Delisi, afilisi, şadırvanlı camisi, bakkalı, kasabı, ustası, çırağı ile bir
bütündü mahalle.
Çıkmazdı sokakları.
Kapı önü sohbet yeriydi komşuların.
Oyun alanıydı çocukların.
Halı saha adı verilen yapay mekanlarda iki kale arasına meşin yuvarlağı
sokmaktan başka oyunları olmayan apartman çocukları gibi değildi mahallenin
çocukları.
Ne oyunlar vardı mahallelerde oynanan!
Oğlanlar çelik çomak, hacıyatmaz, birdirbir, uzun eşek, bilye, topaç; kızlar
ise yakar top, seksek, istop, yedi kiremit, ip atlama, evcilik, bezirganbaşı,
mendil kapmaca, üç taş, dokuz taş oynarlardı.