0
Makaleler | Osmanlı Tarihçileri | Osmanlı Tarih Deyimleri | Osmanlılar | Popüler Konular | Olaylar| Osmanlı Bibliyografyası | Bildiriler
Süreli Yayınlar| Arşiv Belgeleri & Rehber | Doktora Tezleri | Mücmel Osmanlı Tarihi


· Ana Sayfa
· Anketler
· Araştır
· Hesabınız
· İletişim
· Konular
· Metin Sürümü
· Tavsiye Et
· Yazı Gönder



Şu an sitede, 24 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.



Baharın Sesi
Oryentalistlerin Gözüyle
31 Mart Fotoğrafları
Çeşitli Vesikalar
Osmanlı Arşivinden
Kisve Bahası Belge
Mulâj-i Ruznamçe
Gazavat-ı Murad
Ahkâm Defteri
Feth-i Estergom
ingilizce haritalar
Türkçe haritalar
Soyut Denemeler 1
Soyut Denemeler 2
Şeriyye Sicilleri
Fermanlar
Ermeni Vahşeti
Topkapı Sarayı
Surnâme-i Vehbi
Kıyâfet-nâme
Osmanlı Kilimleri
Osmanlı Nakışı
Osmanlı Vazoları
Osmanlı'da Bağdad

















Ottoman History Writing



Osmanlı''da Kul (Devşirme) Gerçeği



Europe''s Muslim Capital



Changing Perceptions of the Ottoman Empire: The Early Centuries



Christians, Jews and Muslims in the OttomanEmpire: Lessons for Contemporary Coexistence



Islamızatıon In The Balkans As An Hıstorıographıcal Problem: The Southeast-European Perspectıve



The Guilds Of Jerusalem in Ottoman Period

 
  Osmanlı Son Döneminde Kızların Eğitimi ve Öğretmen Faika Ünlüer’in Yetişmesi ve Meslek Hayatı


Sayfa: 1/3

Prof Dr. Yahya AKYÜZ


Konu, Önemi ve Yöntem

Osmanlı Devletinin kuruluşunun
700. yılının anıldığı 1999'da, üzerinde durulması gereken önemli bir eğitim
konusu, Osmanlı döneminde kızların eğitimidir. 1999'da da güncelliğini
ve önemini yitirmeyen kızların eğitimi sorununun kökenleri çok eskilere
gitmektedir.

Bu yazımız, birbiriyle çok
yakından ilişkili üç ayrı konudaki temel bilgileri kapsamaktadır:

1. Osmanlı son döneminde
kızların eğitimi.

2. Öğretmen Faika Ünlüer'in
yetişmesi ve meslek hayatı.

3. Günümüzde kızların eğitimi.

İlk konu incelenirken,
önce, kızların eğitimine ilişkin ortaya konan görüşler ve yapılan tartışmalar
üzerinde durulacak, sonra açılan ilk kız okulları incelenecektir. Ancak,
kız okullarından, Faika Ünlüer'in okuduğu ikisi (Sultanahmet Kız Rüşdiyesi
ve Darülmuallimat) daha ayrıntılı ele alınacak, ötekilerine sadece değinilecektir.

İkinci konuda, Osmanlı
döneminde kız okullarında bir bayan öğretmenin yetişmesi ve onun Osmanlı
ve Cumhuriyet dönemlerindeki meslek hayatı ele alınacaktır.

Üçüncü kısımda kısaca
kızların günümüzdeki eğitimi ele alınacaktır.

Yazımız, Sonuç ve Genel
Değerlendirme
başlığı altında ayrıntılı bir kısımla sona erecektir.
Burada, konunun tümüne ilişkin sosyolojik ve eğitimsel yorumlar getirilecektir.

Yazımızda 15 orijinal
belge
yayınlanacaktır.

Böylece, araştırmamız, Osmanlıdan
Cumhuriyete geçiş döneminde kızların eğitimi, kız öğretmen yetiştirme ve
bir bayan öğretmenin meslek hayatını konu aldığı için, Türk eğitim tarihinin
önemli bir sayfasına bazı yeni bilgi ve orijinal belgeler, yeni yorumlar
getirecektir.

I. OSMANLI SON DÖNEMİNDE
KIZLARIN EĞİTİMİ

1. Tanzimattan önce

Tanzimat yıllarına kadar
Osmanlılarda kız ve erkek çocuklar 5-6 yaşlarından itibaren sıbyan mektebi
denen kurumlara beraberce giderler, 3-4 yıl kadar öğrenim görürlerdi (1).
Bu, esas olarak dinsel nitelikli, yüzeysel, zorunlu olmayan bir eğitimdi.
Sıbyan mekteplerine devam zorunluluğu hakkında II. Mahmut 1824'te
bir ferman yayınlamıştı. Ancak bu alanda uygulama gittikçe yaygınlaşmakla
beraber, kesin sonuç hiç bir zaman alınamadı.

Sıbyan mekteplerinin öğretmenleri
genellikle cami hocaları idi. Ancak, bazı bilgili kadınlar mahallelerde
erkek-kız çocuklara ve kadınlara Kur'an okumayı
ve bazı dinî bilgileri vs. öğretirlerdi. Bu bize çok eskiden beri kadınların
yüzeysel de olsa bir çeşit öğretmenlik yaptıklarını göstermekte
dir
(2).

Erkek çocuklardan çok az
bir kısmı, sıbyan mektebinden sonra medreselere ve 1773'lerden itibaren
açılan çeşitli askerî ve sivil okullara gidebiliyordu.

Kızların öğrenimleri ise
çok ihmal edilmişti.
Onlar için 1859'dan önce sıbyan mektebinden başka
bir örgün eğitim kurumu yoktu. Batıda da kızların eğitimi erkek çocuklarınkine
göre çok yavaş bir gelişme göstermekle beraber yine de Osmanlılara göre
bu alandaki gelişmeler 100-150 yıl önce başlamıştı.

Osmanlılarda 1859'lardan
önce ancak bazı varlıklı, kültürlü ailelerin kızları özel hocalardan
yararlanarak, ya da kendi kendilerini yetiştirerek
dinî,
edebî bilgiler ediniyorlardı. II. Meşrutiyet dönemi yazarı Ömer Seyfettin'in
Bahar
ve Kelebekler
başlıklı hikâyesinde, bir
büyük anne, kız torununa şöyle der: "Biz de okurduk. Kibar, zengin efendiler
kızlarına Farisî öğretir, cami dersleri gösterirlerdi.
Tuhfe-i
Vehbi'yi
okuturlardı. Fuzuli'nin, Baki'nin
gazellerini ezberlerdik. Mesnevi'yi
anlardık. Mükemmel seciler (düz yazıda kafiye), kafiyeler yapar, kocalarımızla
müşaare eder (şiir söyleşir), hafızamıza, zekâmıza, nüktelerimize onları
hayran ederdik. O vakit bir kadın için en büyük medh (övgü), fâzıla (erdemli),
edîbe (yazar) şâire (şair), âkile (akıllı)... hanım olmak idi." Büyükanne,
Meşrutiyet dönemi genç kızı olan torununun öğrenim biçimini eleştirir:
"Şimdi siz Frenk mürebbiyeler elinde büyüyor,
kendi lisanımızın güzelliklerini tanımıyor, başka memleketlerin şeylerini
öğreniyorsunuz. Onlara benzemek istedikçe kendi benliğinizden uzaklaşıyorsunuz."

Burada, Tanzimat sonrasının,
henüz millî bir özellik kazanamamış okulları ve yeni eğitim anlayışı da
iğnelenmektedir (3).

Özellikle Tanzimattan sonra,
bu şekilde varlıklı aile konaklarında, özel hocalardan ders alarak vs.
yazar, şair, aydın bazı kadınlar yetişmiştir.

1830'lardan itibaren Osmanlı
aydınları ve Devlet adamlarının Batıyı daha iyi tanımaları, Batı ile siyasî,
ekonomik ilişkilerin artması, çeşitli alanlarda Batılı fikir ve uygulamalara
yönelmeler giderek önem kazanmaya başladı. Bu gelişmeler, aydınların, Devlet
adamlarının genel eğitim alanında olduğu kadar kızların eğitimine ilişkin
de Osmanlı Müslüman toplumunun çok
geri kaldığını daha iyi farketmeleri sonucunu doğurdu. Böylece, Tanzimat
döneminde kızların eğitimine ilişkin yeni fikirler ve görüşler yayınlanıp
tartışılmaya ve kızlar için bazı okullar açılmaya başlandı.

2. Tanzimat döneminde
kızların eğitimine ilişkin ilk görüşler

Tanzimat döneminde Namık Kemal, Ziya Paşa, Münif Paşa,
Saffet Paşa gibi aydınlar ve Devlet adamları, kızların ve kadınların eğitimden
yoksun bırakılmalarını, toplumun geri kalma nedenlerinden biri olarak görmüşlerdir.

Namık Kemal'e göre, çocukların
eğitimsiz kalmalarında ya da kötü yetişmelerinde cahil annelerin de önemli
bir sorumluluğu vardır. Ona göre, cahil kalmış anne, çocuklarını da cahil
bırakır. Ayrıca, cahil kadınlar ahlâk dışı yollara daha kolayca sapmakta
ve bunu gören erkekler evlilikten soğumakta, nüfus azalmaktadır. Bu nedenle
kızların ve kadınların uygun bir eğitim görmeleri gerekir. Onların eğitimi,
Osmanlı toplumunun ilerlemesi ve mutlu olması için şarttır.

Namık Kemal, 1872 tarihli
bir yazısında, gelişmiş Batı ülkelerinde kadınların erkekler gibi eğitim
öğrenim gördüklerini, oralarda çok değerli kadın yazarlar vs. yetiştiğini
belirtir. Ayrıca, "18 yaşında öyle kız öğretmenler yetişir ki, Felsefe
ve Matematiğin inceliklerini okuturlar ve onların önünde
ak sakallı hocalar kitaplarını açarak bilgi öğrenmeye çalışırlar" (4).

Namık Kemal, aynı yazıda,
Batının gelişmiş ülkelerinde kadınların eğitim yoluyla ulaştıkları durumu
şöyle açıklar: "Öyle ülkeler vardır ki, öğretmenlerinin yarısından çoğu
kadın, daha doğrusu yirmi beş yaşına varmamış kızlardır. Cumhurbaşkanları,
bakanlar, generaller, memurlar, bilginler, yazarların pek çoğu eşlerini
bu kızlardan seçerler."

1872'de "Kızlar" başlıklı
ve Nuri imzalı bir gazete yazısında, önce, halkın kızların eğitimine ilişkin
olumsuz görüş ve tutumu açıklanmaktadır. Bunlar toplumdaki anlayışı gösterdiği
için psikolojik ve sosyolojik açıdan çok önemli tespitlerdir: "Kızların
eğitimine ilişkin halkta bazı yanlış inanışlar ortaya çıkmıştır. Örneğin,
bazıları, kızların görevlerini ancak
evin iç işleriyle uğraşmak olarak görür ve böylece fakir kızların yalnızca
mutfak, dikiş, tahta silmek vs. bilmelerini yeterli bulurlar. Zengin kızların
işi ise bunları yapacak hizmetçilerin denetimi olduğu için onların da okuma
yazma öğrenmelerine hiç gerek yoktur
derler. Bazıları da kadınların yalnızca ihtiyaç giderme ve neslin üremesi
âleti olduklarını, onların eğitim ve öğrenim görmelerinin gereksizliği
şöyle dursun, bir ölçüde zararlı bile olduğunu söylerler. Çünkü, böyle
söyleyenlere göre, kadınlar, yaratılışlarındaki
eksiklik nedeniyle öğrendikleri şeyleri ekseriya kötüye kullanabilirler."(5)

Yazar, daha sonra, kızların
eğitimini "her şeyden daha önemli" bir iş olarak görür ve özetle der ki:

"Kız çocukları ev kadınlığına
aday oldukları için ev işlerinin nazarî bilgilerini de öğrenmelidirler.
Bu nedenle de eğitimlerine özen göstermek gerekir. Bir ev kadını kocasıyla
günlük işlerde bile anlaşabilmek için öğrenim yoluyla bilgi edinmek zorundadır.
Yoksa, bir hiç yüzünden kadın anlaşmazlık çıkarıp işi boşanmaya kadar götürüp
yuvasını yıkar ve çocuklarını analı babalı yetim eder. Madem ki bir kız
çocuğu eş olacaktır, o halde yukarıdaki gibi nedenlerle de öğrenim görmelidir.
Madem ki kadınlar bazı bakımlardan eksiktirler, bu nedenle de eğitim görmeleri
gereklidir. Madem ki insanlar çocukluk döneminde aldıkları eğitimin gücüne
göre gelişirler ve küçük çocukların eğitimini anneler verir, madem ki kız
çocukları anne olacaktır, o halde kızların eğitimine erkek çocuklarınkine
göre öncelik tanımak gerekir."

Tanzimat döneminde kadınların
cehâleti ile kendi ve çocuklarının sağlığı arasındaki olumsuz ilişki de
dile getirilerek, bu nedenlerle de kız ve kadınların eğitilmesi gereği
üzerinde durulmuştur. 1893 tarihli bir dergide bir doktor özetle şunları
yazıyordu:

"Bizde kadınlar çocuk sağlığı
kurallarını (hijyen) bilmedikleri gibi kendi sağlıklarını da sürekli tehlikeye
atarlar. Örneğin, çocuk düşürmek çok tehlikeli iken yine de bu zararlı
işi yaparlar. Bu, aileler için felâkettir. Kadınlarımız da, ebelerimiz
de cahildir. Ayrıca, dilimizde çocuk eğitimine ilişkin kitap ve yayınlar
pek azdır ve mevcut olanlar da kadınlarımızın anlayamayacağı şekilde yazılmıştır."
(6)

Yine 1893 tarihli bir dergide
yayınlanan yazıya göre, Osmanlı çocuklarının bir kısmının okula gitmemesi
ve aldıkları eğitimin olumlu sonuçlarının pek görülmemesi ebeveynin, özellikle
de annelerin tutum ve davranışından kaynaklanmaktadır:

"Bazı ana babalar, sevgileri
yüzünden, çocuklarının ders çalışmaktan sıkılmamaları için, onları bir
olgunlaşma ve ilerleme kaynağı olan okula göndermezler. Bu nedenle, çocuğun
eğitimi konusuna annelerini asla karıştırmamalıdır. Çünkü anneler öyle
bir şefkat duygusu taşırlar ki, canlarının bir parçası olan çocuklarının
az bir üzülmesine varını yoğunu değil, ömrünü bile
feda etmeye hazırdırlar. Böyle olan anneler, çocuklarının geleceğini mahvetmekte
etkin olurlar." (7)

Tanzimat sonlarında Ahmet
Mithat Efendi de kızların eğitimi sorununu ısrarla gündeme getiren, bu
konuda yoğun bir halkı aydınlatma çabası gösteren önemli yazarlarımızdan
biridir (8).

Yukarıda görüldüğü gibi,
Tanzimat döneminde İstanbul'da aydınlar ve Devlet adamları kızların ve
kadınların eğitimine ilişkin ilk kez görüşler ileri sürmeye başlamışlardır.
Ancak, aynı dönemde, 1867'de Ramazan ayında İstanbul'da kadınların akşam
ezanından sonra sokağa çıkmaları da resmen yasaklanmıştır. Bu bir resmî
ilân ile basında duyurulmuştur. Buna göre, kadınların akşam ezanından sonra
sokağa çıkmaları yasaktır. İftar için bir yere giden kadınlar evlerine
ana caddelerden araba ile dönecekler
ve hiç bir yerde durmayacaklardır. Bu yasağa uymayanlar "kim olursa olsun"
emniyete götürülecektir...

Önceki yüzyıllarda da bu
tür yasaklamalara gidilmiştir. Bunlar bize, Osmanlılarda büyük kentlerde
kadınla erkeğin sokakta ve sosyal hayatta karşılaşmasının uygun görülmediğini
gösteriyor. Bunda toplumda egemen olan erkek zihniyeti ve erkeklerin aldığı
eğitimin yetersizliği ve yanlışlığı etken olmuştur.




Sonraki Sayfa (2/3) Sonraki Sayfa

[ Geri Dön ]

Makaleler

 
 

Encyclopedia ©

Ziyaretçi İstatistikleri

Açılış Sayfası Yap

Mehmet İPÇİOĞLU tarafından hazırlanan bu site.


3 Temmuz 2001'de aramızdan ayrılan Nejat Göyünç'e İthaf Edilmiştir




Sayfa Üretimi: 0.163 Saniye