0
Makaleler | Osmanlı Tarihçileri | Osmanlı Tarih Deyimleri | Osmanlılar | Popüler Konular | Olaylar| Osmanlı Bibliyografyası | Bildiriler
Süreli Yayınlar| Arşiv Belgeleri & Rehber | Doktora Tezleri | Mücmel Osmanlı Tarihi


· Ana Sayfa
· Anketler
· Araştır
· Hesabınız
· İletişim
· Konular
· Metin Sürümü
· Tavsiye Et
· Yazı Gönder



Şu an sitede, 35 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.



Oryentalistlerin Gözüyle
31 Mart Fotoğrafları
Çeşitli Vesikalar
Osmanlı Arşivinden
Kisve Bahası Belge
Mulâj-i Ruznamçe
Gazavat-ı Murad
Ahkâm Defteri
Feth-i Estergom
ingilizce haritalar
Türkçe haritalar
Şeriyye Sicilleri
Fermanlar
Ermeni Vahşeti
Topkapı Sarayı
Surnâme-i Vehbi
Kıyâfet-nâme
Osmanlı Kilimleri
Osmanlı Nakışı
Osmanlı Vazoları
Osmanlı'da Bağdad











Ottoman History Writing



Nuruosmaniye Kütüphanesinde Bulunan Bazı Kazasker Ruznamçeleri



Europe''s Muslim Capital



Changing Perceptions of the Ottoman Empire: The Early Centuries



Christians, Jews and Muslims in the OttomanEmpire: Lessons for Contemporary Coexistence



Islamızatıon In The Balkans As An Hıstorıographıcal Problem: The Southeast-European Perspectıve



The Guilds Of Jerusalem in Ottoman Period

 
  SADIK RIFAT PAŞA (1807-1857) HAYATI VE GÖRÜŞLERİ


A- HAYATI

Sadık Rıfat Paşa 22 Şaban 1222 (1807) de İstanbul'da dünyaya geldi. Babası ricalden Masarıfat Nazırı Hacı Ali beydir. Sadık Rıfat Paşa, oldukça varlıklı ve makam sahibi olan babasının sayesinde refah içinde büyüdü. Bir süre Enderun Mektebinde eğitim gördükten sonra ilk olarak Hazine Odası'nda göreve başladı. Bir yıl kadar burada çalıştıktan sonra ailesinin de tavassutu ile Sadaret Mektubu Odası'na çırağ edildi. Burada gösterdiği gayret, çalışkanlık, dürüstlük ve başarısı sayesinde üstlerinin dikkatini çekmeyi başardı. Onların da onayı ile akranlarını geçerek 1239 (1824) senesinde Hacegan rütbesine yükseltildi. 1244 (1829) senesinde Amedî Odası Hülafalığına terfi etti. Sultan II. Mahmut'un Edirne ve Gelibolu seyahatlerine katıldı. Bu görevinde gösterdiği başarıdan sonra o tarihe kadar hülefadan hiç kimseye nişan verilmemişken kendisine Rabia nişanı verildi. Sadık Rıfat Paşa'nın çalışkanlığı o zaman Dahiliye Nezareti görevini yürütmekte olan vüzeradan Pertev Paşa'nın da dikkatini çekti. Bunun sonucunda Pertev Paşa, önemli işlere dair bir takım şeyleri ağızdan sunmayı ve danışmayı istediği zaman Sadık Rıfat Paşa'yı aracı olarak görevlendirmeye başladı. Bu sebeple Rıfat Paşa daha 35 yaşlarında iken devlete ait sırları öğrendi.
Bu durum onun Saray katındaki değerini de arttırdı. Yunan tahdidi hududu ve Mısır meselesinin halli zamanında oluşturulan süfera meclislerinde zabit kâtibi olarak görevlendirildi. Kısa bir süre sonra Divan-ı Hümayun Amedcisi Mustafa Reşid Paşa'nın ek bir görev ile Paris Osmanlı Elçiliğine atanması üzerine Sadık Rıfat Paşa Sefer 1250 (1834) senesinde Amedi vekâletine tayin edildi. Vakanüvis Lütfi Efendi atanma olayını şu şekilde kaydetmekledir. "Devlet-i Aliyye tarafından Fransız devleti nezdinde bir sefiri mukimin lüzmü ciheti ile Amedî Divanı Hümayun Rcşid Bey'in derkân olan ehliyetine mcbni Fransa sefaretine ve mütemeyyizanı hülefadan Sadık Rıfat Bey'in Amedî vekâletine memuriyetleri icra kılındı." 1252 yılının Şaban ayında (1836) Mustafa Reşid Paşa'nın Hariciye Müsteşarlığına tayin edilmesinden sonra Sadık Rıfat Paşa Amedîciliğe asaleten atandı. Bu görevde dokuz ay kadar kaldı. Hamilerinden sayılan Pertev Paşa'nın 1837'de önce sürgüne gönderilip daha sonra Edirne'de öldürülmesi üzerine, onun yerine geçen Akif Paşa'nın çekememezliği yüzünden Amedicilikten alınarak Bâb-ı âli'den çıkarıldı. 1252 yılının Cemaziyelahır'ında hariciye müsteşarlığı payesi ile önce orta ve bir ay sonra da büyükelçilik unvanı ile Viyana'ya gönderildi. Böylelikle Sadık Rıfat Paşa'nın İstanbul'da idareye yakın bir yerde bulunması da önlendi. Ancak elçilik görevi onun için kötülük yerine büyük bir iyilik oldu. Viyana'da görevli bulunduğu süre içerisinde Avusturya'daki üst düzey yetkilileri ile çok iyi bir diyalog kurdu. Avusturya Başvekili Prens Melernich'in takdirlerini kazandı. Meternich ile, evine teklifsiz girebilecek kadar yakın dostluk kurdu. Onun gösterdiği yoldan Avrupa'nın genel durumunu inceledi. Bu durum onda yeni fikirlerinin oluşmasında önemli rol oynadı. Daha önce dünya siyaseti ile memleketin ve milletin hayalı meseleleri hakkında İstanbul'da edinmiş olduğu nazarı yargılarını geliştirdi.
Osmanlı Devleti için 1840'lı yıllar politik olarak bir dizi güçlüğün yaşandığı dönemdir. Bu sebeple üst düzey yetkililerinin liyakatli olmasına dikkat ediliyordu. Nitekim Sadık Rıfat Paşa'nın Hariciye Nezaretine atanması sırasında onun dürüstlüğü, sadakati ve liyakati dile getirildi. Buna rağmen dokuz ay kadar sonra idaresizlik gerekçesi ile görevinden alındı. Sekiz aylık bir dinlenmeden sonra bu kez Meclis-i Vâlâyı Ahkâmı Adliye azalığına tayin edildi. Rumeli tarafında Tanzimat'la birlikte kabul edilen usul ve nizamların yürürlüğe konması görevini üstlendi. Ama vazifesine başlamak için Rumeli'ye gitmeye hazırlanırken Viyana Sefiri Akif Efendi'nin görevinden alınması üzerine azalık görevi de uhdesinde kalmak kaydı ile ikinci kez Viyana Elçiliğine atandı. Bu olayı Vakanuvist Lütfi Efendi şu şekilde nakletmektedir. "Devleti Aliye tarafından Viyana Sefiri Akif Efendi oranın ab ve havasına imtirac edemediğinden azl edilerek, yerine esbak Viyana Sefiri kebiri nasp oldu". Fakat Paşa kısa bir süre sonra bu görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Şevval 1260 da (1844) bu görevinden de ayrıldı. Bir ay sonra Mcclis-i Vâlâ'ya memur, 14 Şaban 1261 de de reis oldu. 23 Re-biülâhır 1264 (1848) de Maliye, aynı yılın 18 Cemazielâhir'ında üçüncü kez Hariciye Nazırı, 13 Ramazan'da da yine üçüncü kez Mcclis-i Vâlâ'ya reis oldu. Paşa 2 Cemazi-elâhir 1265'dc bu görevinden de ayrıldı. Bir süre köşesine çekilip dinlendikten sonra 1266 Rebiülâhır'ında Meclis-i Ali'ye memur oldu. Sadık Rıfat Paşa, bu görevine devam ederken politik olayların gelişmesi Rusya tarafından fevkalade yetkilerle donanık sefir olarak İstanbul'a gönderilen Mençikofun, Osmanlı Hükümetine yaptığı baskının sonucunda istifa etmek zorunda kalan Fuad Paşa'nın yerine 25 Cumadelâhır 1269 (1853) da dördüncü kez hariciye Nazırı oldu.
O sırada Osmanlı Hariciye vekillerinin önemli görevlerinden biri de sürekli Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışma gayreti içinde olan Rus Prensi Mençikof'u idare etmeye çalışmaktı. Fakat bu zannedildiği kadar kolay değildi. Rusya Osmanlı Devletindeki azınlıklarla yakından ilgileniyordu. Osmanlı Devleti ise bunu iç işlerine müdahale olarak kabul ediyordu. Ancak Rus baskısı artınca 10 Mayıs 1853 tarihinde Rıfat Paşa bu konuda Mençikof'a uzlaşıcı bir nota yollayarak Filistin'deki kilise ve hastahane ile ilgili henüz halledilmemiş olan hususları müzakereye hazır olduğunu belirtti. Ve Sultan'ın hıristiyan uyrukların hak ve imtiyazlarını sonuna kadar korumaya hazır olduğuna dair bilgiyi Rus temsilcisine teminat olarak iletti. Hatta bu konuda bir ferman çıkarılmasının bile söz konusu olabileceğine işaret etti. Fakat bir hükümetin uluslararası geleneklere aykırı olarak başka bir hükümet ile bağımsızlığını doğrudan doğruya ilgilendiren ve tehlikeye atan meselelerde tek taraflı bir anlaşmaya girmeyi kabul etmeyeceğini ileri sürdü. Ancak Mençikof, Rıfat Paşa'nın bu davranışını Babiali'nin kendilerine karşı duyduğu güvensizlik olarak ele aldı. Ve notanın yeniden gözden geçirilip düzeltilmesi için Rıfat Paşa'ya üç gün süre verdi. Bu sürenin bitiminde notanın düzeltilmesi söz konusu olmazsa doğacak sorunlar Babıali'ye ait olmak üzere diplomatik münasebetlerin kesileceğini bildirdi. Diğer taraftan da Saraya Rıfat Paşa'nın görevden alınması için baskı yapmaya başladı. Buna azınlıkların kışkırtması ve imparatorluktaki diğer bazı üst düzey yetkililerin Paşa'yı Fransızca bilmemesi gerekçesi ile eleştirmesi ilave olunca, Paşa 6 Şaban 1269'da görevinden alınarak dördüncü kez Meclis-i Vala reisliğine atandı. Bu sırada Kırım savaşı başladı. Sadık Rıfat Paşa Hariciye Nezaretinden ayrılmış olmasına rağmen savaşın önüne geçilmesi için büyük gayret sarf etti. Onun bu davranışı Ali ve Fuad Paşa'lar-tarafından takdirle karşılandı.
İdarî memur olmaktan ziyade diplomat olan Sadık Rıfat Paşa, Tanzimat-ı Hayriye'nin taraftarlarından ve uygulanmasına büyük katkıda bulunanlardan biridir. Tanzimat meclislerinden daima ilerleme ve reform esaslarını gözeterek sadakat ve iyilik yolundan ayrılmaması kendisine haklı bir şöhret sağlamıştır. Özellikle zamanın gereği devlet politikasının değiştirilmesi gerektiğinde Mustafa Reşid Paşa'nın yerine geçerek diplomaside denge kurmaya çalışması dikkat çekmektedir. Reform taraftarı olması, hürriyetçi, adaletli ve iyi ahlaklı olmayı savunması yanı sıra, meselelere birden fazla çözüm yolu önermesi özellikleri arasında sayılabilir. Fakat çözüm yollarından muvafık olanını kendisi göstermediği gibi meclise dahil olan azalan ekseriya şaşırtmış olması ilginçtir. Bundan dolayı günün birinde azadan biri, Paşa'ya "siz hanenizde eyice düşünüp kararı katı verdikten sonra buraya gelseniz iyi olur. Muhtelif beyanlarınızla zihnimizi daima dağınık ediyorsunuz" diye kendisine sitem etmiştir.
Sadık Rıfat Paşa'nın dikkatimizi çeken özelliklerinden bir diğeri de gidip gördüğü yerler ile ilgili seyahat izlenimlerini yazmasıdır. Bu izlenimler, kendisinden önce yazılmış olan seyahatnamelerden bir miktar farklılık göstermektedir. O her gittiği yere hayranlığını da beraberinde götüren ve gerçeğe göz yuman bir müşahit değildir. Aksine gittiği yerlerdeki cemiyet hayatının görünüşleri altında, bu hayata şuur ve yön veren, ondaki canlılığın hüviyetini, şiirini ve sistemini arayan bir devlet adamıdır.
Sadık Rıfat Paşa'nın resmi ve hususî yazılarından ele geçirilebilenleri oğlu Rauf Paşa tarafından "Metrûkat-ı Asarı Rıfat Paşa" başlığı ile neşredilmiştir. 17 parçadan oluşan bu metrûkât, Osmanlı Devleti'nin siyasî tarihini aydınlatmaya yarıyacak mühim bilgileri ihtiva etmektedir. Her biri ayrı ve müstakil olan bu eserlerinin başlıkları şu şekilde sıralanmaktadır.
l-Rusya Muharebesi Tarihi,
2-Gülbünü inşa,
3- Avrupa Ahvalına Ait Risale,
4- italya Seyahatnamesi,
5- Maruzat,
6- Mustafa Reşid Paşa'ya yazdığı mektuplar,
7- Bab-ı ali'ye Yazdığı Mektuplar, (Viyana'dan)
8- Bab-ı ali'ye Yazdığı Mektuplar (iskenderiye'den)
9- Tanzimat! Hayriye'ye Dair Valilere Gönderilen Fermanlar ve Diğer Siyasî Yazılar.
10- Resmî ve Hususi Mektupları,
11- Meclis-i Vâlâ Reisi ve Tanzimat Azası İken Kaleme Aldığı Mektuplar,
12- Devlet işlerinin Düzeltilmesi için Muhtelif Zamanlarda Yazılan Lâyihalar ve Mazbatalar,
13- Bazı Islahata Dair Zaman Zaman Kaleme Aldığı Lâyihalar,
14- Risale-i Ahlak,
15- Zeyli Risale-i Ahlak,
16- Asan Rıfat Paşa,
17- Siyaseti Esasiye ve Dahiliye.

B- GÖRÜŞLERİ

19. yy.'m ilk yarısında Osmanlı aydınları batının ilerlemesinde rol oynayan faktörleri ararlarken kendilerinkinden farklı olan batının hayatını ve hükümet şekillerini incelemeye başladılar. Bu dönemde batıdaki hürriyetçilik anlayışı, hem idealist hem de pratik iş adamı ve teknisyenlerinin ümitlerini birleştirmiş, aydınlanma ve ilerlemenin kaynağını oluşturmuştu. Batının bu demokratik ve parlementer yapısı doğudan gelen gözlemcilerin dikkatini çekiyor ve konu ile ilgilenmelerini sağlıyordu, işte bu yapı ile ilgilenenlerden biri de Tanzimat dönemi fikir hayatında ciddi tesirleri olan, yukarıda hayat hikâyesini anlattığımız Sadık Rıfat Paşa'dır. Paşa Viyana elçiliğine atanmadan önce Beylikçe ve Amedi gibi mühim görevlerde bulunduğundan Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu çıkmazları biliyordu, imparatorlukta bir birini tutmayan yenilik hareketlerine de şahit olmuştu. Bu sebeple Viyana'ya gittiği zaman batının sadece dış görünüşü ile ilgilenmedi. Avrupa ile Osmanlı Devleti arasındaki temel farkları tesbit edip devletinin Avrupa'yı hangi alanlarda örnek alması gerektiği konusunda fikirlerini ortaya koydu. Viyana'da bulunduğu süre içinde devlet idaresindeki ıslahatı, zihniyet meselesi olarak ele aldı. Yazılarında Avrupa'nın özellikleri olarak din serbestliğini, hükümet ve idaredeki düzeni, memurların dürüstlüğünü, eğitimin ve okuryazarlığın yaygınlığını, halkın eğitiminde kitap matbaa ve duvar yazılarının önemini, buhar gücünün sanayide kullanılışını, demiryollarını, bankaları, posta hizmetlerini, otel ve lokantaların, eğlence hayatının ve müziğin toplum hayatındaki önemini saydı.
Sadık Rıfat Paşa keyfi idarenin kaldırılmasından bahs ederken genel olarak Tanzimat'ın ideolojisini tanımladı. Adaleti devletin esası olarak gördü. "Adalet dahi mutlaka umumun menfaati ve milletin muhafazasını gerektirir. Bu esas üzerine kurulmayan, akıl ve hakkaniyete ters düşen hükümetin payidar olması mümkün olmaz" diyerek adil ve hakkaniyet üzerine kurulan devletin güçlü olacağını ileri sürdü. Devletin hangi sistemle idare olunduğu üzerinde fazla durmadan, merkezi idarenin mükemmel olmasını ve her devlette iyi niyetle hizmet edenlere mükâfat, hiyanet edenlere de ceza verilmesini savundu. Bu hususa uyulmadığı takdirde mülkte fesad ve bozulma olacağını belirtti. Paşa bütün bunları belirtirken Tanzimat Fermam'nın önemle üzerinde durduğu ve Islahat Fermanı ile tekrar vurgulandığı üzere keyfi idareye karşı önlem almayı düşündü. Bunun için "Hükümet-i istiklâliyenin idaresi, kavanım şerriye (şerri kanunlar) ve siyasiyeye mutabik" olmasını istedi ve "tabiat-i beşeriyeye muhalif olan hükümet ve madde daima cari ve payidar olamaz... Velev ki bir vakit cari olsa bile kuvve-i cebriye ile devam etmek zorunda olduğu için dağılır". Bu sebeple yargı ve yönetim işleri için kanunların düzenlenmesini ve vatandaşlara ödevlerinin öğretilmesini savundu. "Muntazam bir devlette kanun ve nizam toplumun faydasına göre düzenlenip şahsı faydaya bakılmaz. Bunun için adıl bir hükümdara gerek vardır. Devletlerde bazan cezai kuvvetlere de ihtiyaç vardır. Ama her şeye rağmen insanlara şevkatla davranmak gerekmektedir" dedi. Bu cümleden de anlaşılacağı gibi Paşa insanı islah eden şeyin kanun ve nizam olduğu inancındadır.
Sadık Rıfat Paşa'nın önemle üzerinde durduğu konulardan biri de kişinin hakkı, hürriyeti ve refahıdır. Bir hükümette fazilet ve adalet yoksa onda hürriyet ve refah bulmak mümkün değildir. Adil bir hükümet hiç bir zaman halkın mevcudiyetini göz ardı etmez. "Hükümetler halk için mevzu olup yoksa halk, hükümetler için makul değildir" diyen Paşa, Tanzimat döneminde ilk kez açıkça halkın hürriyetinden bahs eden kişi oldu. Devlet ile halk arasındaki kopukluğun giderilmesi için halka daha geniş hürriyetin verilmesini ve refah seviyesinin arttırılmasını istedi. Fakat sözleri döneminde tam olarak anlaşılamadı. Halk arasındaki huzursuzluk devletin yıkılışına kadar devam etti.
Sadık Rıfat Paşa hükümetin çalışmalarına içerden veya dışardan yapılacak her türlü müdahaleye karşı idi. O "bir hükümete her ne kadar az adam müdahale ederse maslahat o kadar merkezi layıkında görülür." "Muntazam olmayan devletlerde ittifak sağlanamayacağından fitne ve fesad doğar. Kötü adamlar, önemli yerlerde bulunurken iyi kimseler kenarda pasif kalırlar" dedi. Paşa böyle bir ortamda "fitne ve fesada" sebebiyet veren şeyin tesbit edilip ortadan kaldırılmasını istedi. Bu tehlikenin önüne iyi bir eğitim ile geçilebileceğini ileri süren Paşa, namuslu ve işten anlar memurların yetiştirilmesini önerdi. Bunun için çocukların altı yaşında mahalle mekteplerine gönderilerek oniki yaşına kadar kendi lisanları ile okuyup yazmalarını, oniki yaşından sonra devlet okullarında kabiliyetlerine göre başarılı olacakları san'at dallarında eğitilmelerini ve onsekiz yaşına geldiklerinde de fünun-ı lazımeyi (gerekli uzmanlık tahsili) bitirerek bazı büyük terbiyehanelere usul ve nizam üzerine öğrenci yapılmaları gerektiğini söyledi. Öğrencilere yalnızca tarih, edebiyat, fıkıh gibi konuların değil önemli ölçüde fen bilimlerinin öğretilmesine taraftar oldu. Paşa "kendü lisanını okuyup yazamayan ve maslahatı zatiyesini idare edecek kadar hesap ve kitab bilmeyen zükür ve inastan yok hükmünde" olduğu kanaatındaydı. Okuma yazma ve bilgi edinme konusuna batıdan bir örnek veren Paşa, burada ekseriyetin okuma yazma bildiğini, bunun için kolaylıkla duvar gazetesini ve yazılarını okuyarak bilgi sahibi olduğunu belirtti. Eğitimin öneminden bahsederken matbaaya da değinen paşa buralarda her türlü eserin basıldığını ifade etti.
Sadık Rıfat Paşa Tanzimat döneminin önemli konularından biri olan askere alma işine de açıklık gelirdi. Asker, alay hangi sancağa bağlı ise orada kanun ve nizama göre birliğe alınır. Askere seviyesine göre maaş ve senede bir elbise verilir. Gerekli temel eğitim gördürüldükten sonra göreve gönderilir.
Sadık Rıfat Paşa, serbest tasarruf, mülk edinme ve devletin mali kalkınması konusuna da değindi. "Her devlette yapılan tüm işler paraya dayanır. Devlet hazinesinin gücü halkın zenginliği ile orantılı olarak artar veya eksilir. Devlet hazinesine göre halk sağmal koyun gibidir. Koyuna iyi bakılırsa sütü bol, beslenemezse sütü kötü olur. Bu sebeple halkın refaha kavuşup varlıklı bir duruma gelmesine göz dikmek şöyle dursun, devlet ve hükümet bunlara elden geldiğince yardım etmelidir" dedikten sonra mülkün idaresinin iki şekilde olması gerektiğini, bunların 1- Tebaayı hoşnut etmek, 2- Tahtı cebirde tutmak usulü olduğunu belirtti. Devlet şiddetle idare edildikçe kötülüğün olacağına inandığından bu yolu asla uygun görmedi. "Mülki devlet ve askerî rical ile ve rical mal ile bulunur. Mal, ahali ve tebaadan husule gelir. Bunun için ahaliye hakkaniyet gösterilmelidir... Bir mülkte kezret (bolluk) üzere ahali mevcut olmadıkça matlup veçhile mamur olmaz" dedi. Serbest tasarrufun emlak ve emval konusunda hukuk kaidelerine uyulması gerektiğini belirtti. Ahalinin arazisinin alınması ya da tard edilmesinin devleti zayıflatacağını belirtirken "gaddar idareyi prensip edinen hükümet çevresinden ziyade kendisinden çekinmelidir. Bir devlette ne zaman dirayetli idare söz konusu olursa o zaman neşe ve saadet hali ortaya çıkar" dedi. Paşa bu açıklamaları ile bir taraftan Osmanlı imparatorluğunda varlığı bilinen müsadere sistemine tepki gösterdi. Diğer taraftan da özel mülkiyetin dokunulmazlığının, bir devletin kalkınması ve iç huzurunun sağlanmasında büyük önem taşıdığım ilk kez dile getirenlerden biri oldu. Devletin kendi imkânları ile mevcudiyetinin devamını sağlamasını istedi. Eğer bir devlette masraf gelirden fazla olursa devletin zayıflayacağını bu durumda yeni vergiler konacağından zulüm ve baskının artacağını ve bilahare mülkün harap olacağı uyarısında bulundu.
Sadık Rıfat Paşa para konusuna değinirken de batıdan örnekler verdi. Orada Krezuer denilen bakır akçenin varlığından bahs etti. Ancak kâğıt paranın da önemli olduğunu ve eğer vatandaş isterse kâğıt paralarını akçeye çevirebileceğini belirtti. Bu konuda talep ne kadar fazla olursa olsun devletin herhangi bir endişeye meydan vermediğini söyledi.
Sanayinin korunmasını da isteyen paşa, ekonomik kalkınma için banka ve kredi müesseselerinin gerektiğini ilk kavrayan devlet adamlarından biri oldu.
Sosyal konulara değinirken, batıdaki vatandaşların genel olarak ekonomik durumlarının iyi olduğunu ve boş zamanlarını eğlence ile geçirdiklerini, bundan dolayı fitne ve fesada vakit bulamadıklarını söyledi. Herşeye rağmen olay çıkaranlar olursa, onların da polis tarafından derhal alıkonulduğunu; fakat gerekli soruşturmaları yapılmadan herhangi bir cezai işlemin uygulanmadığını belirtti.
Fakir, sakat, sokaklarda dolaşan serseriler ve meczublar için imarethane ve tımarhanelerin bulunduğunu, fakir vatandaşları da fabrikalarda görevlendirdiklerinden sokakta kötü durumda hiç kimsenin görünmediğini, sırtla hamallık yapanlara rastlanmadığını yazdı.

SONUÇ

II. Mahmut ve Tanzimat dönemi gibi Osmanlı Devleti'nin Batılılaşma alanında attığı önemli adımlarda Viyana Sefiri Sadık Rıfat Paşa'nın önemli katkıları olmuştur. Paşa, Reşit Paşa devri diyebileceğimiz dönemde vezirler arasındaki hadiselere rağmen II. Mahmut ile başlamış olan idari ve adli sahadaki reformların yerleştirilmesine çalışmıştır.
Yazdığı bir layihasında Batı medeniyetinin özelliklerinden bahs ettikten sonra o dönemde bizde henüz karşılığı bulunmayan "civilisation" terimine karşılık "ünsiyet" (alışkanlık, akrabalık) "temeddum" (medeniyet) gibi kavramları geliştirmiştir. Avrupa'daki insan haklarından müsbet bir şekilde bahs etmiş, medeniyetin, yaşama, mülkiyet ve haysiyet gibi hakların gerçekleştirilmesi demek olduğunu belirtmiştir. Paşa Avrupa "civilisation'unda halk hükümet için değil, hükümetler halk içindir. Bundan dolayıdır ki hükümetler halkın haklarına ve kanunlara göre çalışırlar diyerek özgürlük ve mülkiyet kavramlarını vurgularken aslında Osmanlı Devletindeki reform meselesinin şu ya da bunu düzeltmek şeklinde değil, fakat bir sistemden onun tersi olan başka bir sisteme geçiş demek olduğunu ilk kavrayan kişilerden biri olarak karşımıza çıkar. Paşa Layihasında şeriatın yerine de Avrupa'da olduğu gibi laik kanunların uygulanması görüşündedir.
Refahın geliştirilmesinde bilmin üzerinde ısrarla duran Paşa, bilim-hürriyet-refah arasındaki ilişkiden haberdardır. Ama hürriyeti halkın yönetime katılması olarak değil, kanun önünde eşitlik ve güvenlik olarak değerlendirir, Yani hürriyet anlayışı daha çok adalet ile ilgilidir.
Sadık Rıfat Paşa'nın bütün bu fikirleri Tanzimat döneminde ilan edilen iki fermanda da önemli ölçüde yer aldı. Bundan dolayı onun fikirleri Tanzimat Fermam ve Gülhane Hattı Hümayunlarının ilham kaynağı olarak değerlendirilebilir.



Selçuk Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türkiyat Araştırma Dergisi, Kasım 1994, Yıl:1, Sayı: 1.






[ Geri Dön ]

Makaleler

Copyright © Gönderen: Osmanlı Araştırmaları - (7615 okuma)

 
 

Encyclopedia ©

Ziyaretçi İstatistikleri

Açılış Sayfası Yap

Mehmet İPÇİOĞLU tarafından hazırlanan bu site.


3 Temmuz 2001'de aramızdan ayrılan Nejat Göyünç'e İthaf Edilmiştir




Sayfa Üretimi: 0.202 Saniye