0
Makaleler | Osmanlı Tarihçileri | Osmanlı Tarih Deyimleri | Osmanlılar | Popüler Konular | Olaylar| Osmanlı Bibliyografyası | Bildiriler
Süreli Yayınlar| Arşiv Belgeleri & Rehber | Doktora Tezleri | Mücmel Osmanlı Tarihi


· Ana Sayfa
· Anketler
· Araştır
· Hesabınız
· İletişim
· Konular
· Metin Sürümü
· Tavsiye Et
· Yazı Gönder



Şu an sitede, 29 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.



Oryentalistlerin Gözüyle
31 Mart Fotoğrafları
Çeşitli Vesikalar
Osmanlı Arşivinden
Kisve Bahası Belge
Mulâj-i Ruznamçe
Gazavat-ı Murad
Ahkâm Defteri
Feth-i Estergom
ingilizce haritalar
Türkçe haritalar
Şeriyye Sicilleri
Fermanlar
Ermeni Vahşeti
Topkapı Sarayı
Surnâme-i Vehbi
Kıyâfet-nâme
Osmanlı Kilimleri
Osmanlı Nakışı
Osmanlı Vazoları
Osmanlı'da Bağdad











Ottoman History Writing



Nuruosmaniye Kütüphanesinde Bulunan Bazı Kazasker Ruznamçeleri



Europe''s Muslim Capital



Changing Perceptions of the Ottoman Empire: The Early Centuries



Christians, Jews and Muslims in the OttomanEmpire: Lessons for Contemporary Coexistence



Islamızatıon In The Balkans As An Hıstorıographıcal Problem: The Southeast-European Perspectıve



The Guilds Of Jerusalem in Ottoman Period

 
  PLEVNE'NİN DÜŞÜŞÜ







 


10 Aralık 1877 tarihini taşıyan fotoğrafta, Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’nın
iki kişinin kolunda, Rus Çarı Aleksandr ve üst düzey Rus komutanlar tarafından
kabul edilişi görüntüleniyor.

RUSLARIN MUHASARA FAALİYETİ VE
GAZİ OSMAN PAŞA


1 - Muhasara Hazırlığı


Ruslar üçüncü Plevne mağlubiyetinden
sonra burasının harp yolu ile zapt olunamayacağını anlamışlardı. Zira
Eylül ortalarında yalnız Plevne önlerindeki zayiatları , ölü ve yaralı
olarak 50.000 i bulmuştu. Bu kadar ağır kaybı başka hiç bir kesimde
vermemişlerdi. Bu nedenle, daha fazla vakit kaybetmeden muhasara faaliyetine geçilmesine
ittifakla karar verilmişti. Plevne önündeki muhasara ordusu komutanlığını
ise, Kırım seferi sırasında Sivastopol kalesini müdafaa etmiş olan,
General Totleben deruhte edecekti.


Muhasara için Harbiye Nezareti ne verilen
emir neticesi istihkam ve hendek kazmak için lazım olan alet ve edevat
getirilmiş, celb olunan ağır ve büyük toplar münasip yerlere yerrleştirilmiş
ve Plevne nin etrafı askeri kısımlara taksim olunmuştu.


3 Eylül de Plevne nin güney-doğsunda ,
Osma Suyu nun doğu kıyısı üzerindeki Lofça nın işgal edilmesi ve Osmanlı
doğu ve güney ordu gruplarının taarruz ve faaliyetleri akim kalınca, Rus
ordusu karargahında geniş bir nefes alınmıştı.


2 - Gazi Osman Paşa 'nın Durumu


Plevne 'nin Ruslar tarafından muhasaraya
alındığı sıralarda Gazi Osman Paşa 'nın elinde çok az miktarda cephane
bulunmaktaydı. Oldukça büyük bir muharebeyi devam ettirmek, hemen hemen
imkansız gibiydi. Çünkü bu sıralarda yalnız güney-batıda Sofya 'dan
cephane ve mühimmat alınabilmekteydi. Bunların çoğunu da Ruslar daha yolda
ele geçirmekteydiler. Şıpka'dan gelen General Gurko 28 Ekim de 35 bin kişilik
bir kuvvetle , Sofya -Plevne yolunu da kapatınca, Plevne tam manasıyla dört
taraftan kuşatılmış, tüm cihetlerle bağlantısı kesilmiş, mühimmat ve
muhabere hatları kapanmıştı.


32.000 'i Rumen askerlerinden oluşan
Rus-Rumen ortak kuvveti takriben 90.000 piyadeye varmıştı. Rumen kuvetleri
General Cernat tarafından, Rus kuvetleri ise Baron Krüdner General Krilof
Prens Meretinski ve General Skobelef tarafından kumanda edilmekteydi. Bu
kuvvetler ayrıca 250 sahra ve 20 muhasara topu ile desteklenmekteydi. Gazi
Osman Paşa 'nın emri altındaki kuvetlerinin sayısı ise 70.000 olarak tahmin
olunmaktaydı.


Gazi Osman Paşa , Rusların kesin olarak
Plevne yi muhasara altına alacaklarını anlayınca , henüz daha imkan
dahilindeyken, Plevne den yeni bir mukavemet noktası olarak orhaniye yahut
Sofya ya çekilebilmek için ısrarlı taleplerde bulunmuş , önerdiği
teklifler Mehmet Ali Paşa tarafından da desteklenmişti. Fakat Şevket Paşa nın
Plevne muhabere hattını açık tutacağına dair İstanbul 'a sunmuş olduğu
gayet iddialı raporu üzerine Seraskerlik makamı kendisine inanmış ve Osman
Paşa'ya sonuna kadar Plevne'de kalması emrini vererek yardım kuvvetleri gönderileceği
vadinde bulunmuştu.


Plevne muhasarası uzayıp düşmanın hücumları
şiddetlenince heyet-i devleti hayret ve şaşkınlık kaplamıştı. Dublini'de
Ahmet Hıfzı Paşa, Teliş'de Hakkı Paşa müfrezeleri esir düşmüş ,
Rodomirçe'de şevket Paşa bozulmuş ve Plevne tamamen muhasara altına alınmıştı.


Bu gelişmeler karşısında Gazi Osman Paşa
'nın Plevne'de kalarak dayanması taraftarı olanlar onun Orhaniye'ye çekilmesine
ve ricat hattının Şevket Paşa tarafından korunmasına karar vermişlerdi.
Bu husus erkan-ı harbce karar altına alınarak keyfiyetin Osman Paşa 'ya
tebliği olunması vazifesi de Şevket Paşa'ya teklgrafla emrolunmuştu. Çünkü
Şevket Paşa Rodomirce hezimetini, Orhaniye'ye dönüşünde tam bir zafer
kazanmış gibi Dersaadet'e arz ederek, Dersaadeti ve Başkumandan Süleyman Paşa'yı
aldatmak istemişti. Fakat gördüğü hezimetin tesirine mağlub olarak
kendisini yılgınlık kaplamıştı. Bu nedenle, emri bildiren telgraf
kendisine geldiğinde:


"Osman Paşa'nın Plevne'den çekilmesi,
hal ve mevkie nazaran pek ggüç ve müşkil olacaktır. Bu sırada Balkan
ordusu Troyan geçidinden Lofça ya doğru sahte bir tehdit manevrası icra eder
ve Tuna şark ordusu tarafından şiddetli taaruz ve hücum olunursa bu müşkilat
hafifler".


diye Serasker Kaymakamı Mustafa Paşa'ya
birr taraftan telgraf çekerken , başka bir telgrafname ile de keyfiyetsizliğinden
bahsederek, Dersaadet 'e dönmek için izin istemiş, tehlikeli bulduğu bu işte
bulunmamak için hasta gibi davranmıştı.


Gazi Osman Paşa 'ya varması gereken
ricat emri için o sırada Orhaniye 'de bulunan Yeni Zağra Kaymakamı Mehmed
Efendi ve yerli Pomaklardan ve Çerkeslerden birkaç kişi gönderilmişse de
muhasaranın imkan vermemesinden dolayı hiç ilerlenemeyerek çaresiz geri dönülmüştü.


İşin gittikçe sarpa sardığı ve yedi
sekiz gün uraşıldığı halde Plevne ye haber göndermeye bile ikidar
bulunmadığı ve Rusların Balkanları geçmeye hazırlandığı anlaşılınca
Süleyman Paşa'ya:


"Plevne ordusunun düşman muhasarasından
kurtulmasına tesirli bir yardımda bulunmak ve düşmanı Balkan'dan geçirmemek
ve geçmesi halinde ilerletmemek husularına dair olan askeri tedbir ve harekatıü
zamaniyle tatbik etmek ve kumandaca birlik hasıl olmak için askeri harekat ve
tertibat hakkında bundan böyle İstanbul'a müracaat eylememelerinin Osman ve
Rauf Paşalara tebliğine ve bir de, askeri tertibat olarak taaruz veya müdafaa
hareketinde sizin her bakımdan muhtar ve mezun bulunduğunuzun ve plevne ve
Balkan ordularının halen ve istikbalen hareketlerini tayin ve tadilinin münhasıran
sizin mesuliyet-i umumiyeniz altında cereyan edeceğini dahi size tebliğine,
meclis-i askeri karariyle irade-i seniyye şeref-müteallik buyurulmuştur. Artık
iktiza eden faydalı askeri tertibat ve hareketin ifasına müsaraat ediniz....


diye seraskerlik makamından bir
telgrafname gelmişti. Fakat bir netice alınamayınca Plevne'nin kurtarılması
işi Süleyman Paşa'dan alınarak Mehmet Ali Paşa' ya havale olunmuştu... Doğrudan
doğruya Plevne 'nin kurtarılmasına memur edilmiş bulunan Mehmet Ali Paşa
harp etmeden ricat etmekten başka bir iş görmemişti. Plevne 'den ise hiçbir
haber alınamamkta , durumu meraka sebeb olmaktaydı.


29 Ekim 'de Gazi osman Paşa 'ya ulaşan
emirde kuvvetlerini ve halkı Plevne'den tahliye ederek Orhaniye'ye çekilmesi
ve şehri de yakması emredilmekteydi. Gazi Osman Paşa bu emreee verdiği
cevapta , kendisinin 14 Eylül'de Plevne'den çekilmek için müracaatta bulunduğunu,
fakat orada kalmakla emrolunduğunu, artık tahliye için çok geç kalınmış
olduğunu belirtmişti.


Bu cevap üzerine Plevne'nin Gazi Osman Paşa
tarafından 25 Kasım 'da tahliye olunabileceği görüşü de hayalle
neticelenmişti.


Osmanlı ordusundaki bu tutarsızlık ve
keşmekeşliğin ve dolayısıyla Gazi Osman Paşa'ya diğer komutanlarca
gerekli yardımın yapılmamasının nedenleri arasında, onun üst üste kazanmış
olduğu zaferler ve gösterdiği kahramanlıklar neticesi kendisine gazilik ünvanının
verilmesi ve dolayısıyla itibarının bir kat daha artmasının intaç ettirdiği
kıskançlık yatmaktaydı. Bu kıskançlıktan dolayıdır ki, birtakım
bahaneler ileri sürülüp ataletle davranılarak Plevne'yi kurtarmak için hiçbir
teşebüstte bulunulmamıştı. Süleyman Paşa, eski Başkumandan Müşir
Mehmet Ali Paşa ve Müşir Rauf Paşa 'ya Plevne yolunu açmalarını emretmişse
de, ellerindeki kuvvetleri tehlikeye atarak mağlub olabilecekleri korkusuna da
kapılarak , böyle bir şeye teşebüs dahi etmemişlerdi. Aynı kıskançlıktan
Süleyman Paşa da payını almıştı. Komutanlardan sadece Ferik Deli Fuat Paşa,
4 Aralık 'ta Rusları Elana meydan muharebesinde yenerek 11 top ve bir hayli
Rus ağırlığını zaptetmiş, fakat bu zafer d neticesiz kalmıştı.


Süleyman Paşa'nın Maçka meydan
muharebesinde yenilmesi üzerine Şıpka'nın kuzeyine hakim olan Tırnova 'nın
geri alınması ümidi de kalmamıştı. Dolayısyla ne Süleyman paşa'dan ve
ne de Edirne'de yeni ordu teşkiline memur edilen Mehmet Ali Paşa'dan hiçbir
yardım görme ihtimali kalmayan Gazi Osman Paşa'ya Plevne'yi tek başına müdafaa
etmek vazifesi düşmekteydi.


HURUC HAREKATI


Mezkur gelişmeler üzerine Gazi Osman Paşa
bir an evvel huruc hareketine girişmek maksadıyla son tedbirleri yerine
getirmeye yönelmişti. Bu babdan olarak evvela Plevne mevziini birbirine ve
merkeze bağlayan telgraf hatlarını birer birer kestirmişti . Daha sonra
Plevne Valisi Hüseyin Beyle bir çeyrek saat kadar görüşerek kendisine bazı
ihtar ve talimatlarda buluunmuştu....


Huruc gecesi ortalık oldukça karanlık ,
yerler kırağı nedeniyle kaygan ve hava soğuktu. Fakat daha önceden kararlaştırılan
şekil ve yerde 40.000 kişilik ordu, bargirler ve arabalarla birlikte toplanmıştı.


Gazi Osman Paşa 10 Aralık sabahı 40.000
neferden oluşan ordusunu iki eşit kısma ayırmıştı . Bunlardan 20.000 kişilik
birinci kuvvet Rus istihkamlarına taaruz ederek muhasara hattını yarıp geçmeye
çalışacak , diğer 20.000 kişilik kuvvet ise evvelkinin taaruzunu himaye
ederek onlar geçtikten iki saat sonra hücumda bulunacaktı.


Kıtalar yavaş yavaş Vid suyunu geçmeye
başlamıştı. Sabah saat on sularında Tahir Paşa'nın kumandasına verilen
birinci fırkanın hepsi nehrin sol sahiline varmış ve Gazi Osman Paşa nın
emrine göre nehirden yüz adım ileride yalnız bir hat üzerine yayılmaya başlamışlardı.


Gazi Osman Paşa birinci grubu bizzat
kumandasına alarak Vid Suyu nu geçmeye ve düşman bataryalarının süvari
ateşi altında Rus mevzilerine yaklaşmaya muvafak olmuştu. Kafile ise henüz
köprüden geçmeye başlamış şafak söktüğü sıralarda arabaların yalnızca
yarısı karşıya geçebilmişti. Fırkanın muharebe nizamına girmesi de
ancak öğle vakti saat 1:30 civarında gerçekleşebilmişti.


Ruslar huruc hareketinin o cihetlerden yapılacağını
haber aldıklarından askeri kıtalarının büyük bir bölümünü o tarafa yığmışlardı.
Daha sonra da Dolni-Dubnik cihetinden Plevne kuvetlerini top ateşine tabi tutmuşlardı.
Esasen Ruslar, Gazi Osman Paşa nın o günlerde huruc hareketini icra etmek üzere
olduğunu, kullandıkları Bulgar casusları vasıtasıyla, her gün muntazam
bir şekilde haber almaktaydılar.


Gazi Osman Paşa mezkur liva başında
umumi hareketi sevk ve idare etmeye çalışırken , diğer taraftan Totleben
muhasara ordusunun ricat hattını kesmek için derhal bir çevirme hareketine
girişmişti...


Muharebe az bir zamanda her tarafa sirayet
etmiş., Vid Suyu kenarlarından Plevne içlerine kadar her yer ateş içinde
kalmıştı.


Plevne kuvetleri 1.500 metre kadar
ilerledikten sonra düşmanın keşif ateşi önünde ister istemez biraz
duraklamak zorunda kalmıştı. Durumu sezen Gazi Osman Paşa avcı hattını
takviye etmek suretiyle bu duraklamayı önlemiş ve kıtaların tekrar
ilerlemeye başlamasını sağlamıştı.


Plevne ordusu neticede muhasara hatlarının
en yakın kısımlarına kadar ulaşmış ve Rusların bulunduğu ilk
istihkamlara saldırmıştı. Bu saldırı neticesi birinci fırka düşmanın müdafaa
hattını yarmaya başlayarak üç büyük istihkam ve on bir kadar topunu
zaptetmişti. Fakat Rusların birinci müdafaa hattının 1 km. gerisinde ikinci
bir müdafaa hattı yeralmaktaydı. Bu iki hat arasında durmak ise mümkün değildi.
İki kısma ayrılmış olan Plevne ordusunun bu iki kısmı tamamen muharebeye
iştirak etmiş, ama kafi derecede destek bulamamıştı.


Plevne ordusu Rus mevzilerine karşı büyük
bir şevk ve azimle hücum etmişti. Bizzat Gazi Osman Paşa tarafından kumanda
edilen askeri bir kıta cephe hattını yararak Sibirya ve Güney Rusya alaylarının
müdafaa etmekte bulunduğu tabyaları süngü hücumu ile zaptetmişti,. Fakat
huruc hareketini ikmal için ihtiyata bırakılmış olan 20.000 kişilik
kuvvete lüzum duyulmaktadı. Bu esnada bu kuvvetler Rumenlerin de muharebeye
katılmaları ile Rus kuvvetleri karşısında zayıf düşmüş, Gazi Osman Paşa
dan da herhangi bir destek alamamıştı. Bütün asker ve subaylar ellerinden
gelen tüm gayreti göstermelerine rağmen , kendilerinden çok daha fazla olan
düşman gücü karşısında geri çekilmek mecburiyetinde kalmıştı.


Öğleye doğru Ruslar, gelen takviye
kuvetlerinin de yardımıyle, Gazi Osman Paşa kuvetlerinin zaptetmiş olduğu
tabya ve topları tekrar istirdad etmişlerdi.Gazi Osman Paşa ordusunun diğer
yarısını bir müddet beklemiş, nihayet mağlub oldukları haberini alınca,
öğle üzeri vakitlerinde Vid Suyu 'ndan ricat karar vermişdi. Fakat bu sırada
Rus-Rumen topçularının ateşi sonucu isabet eden bir şarapnel parçasıyla
altındaki atı ölmüş ve kendisi de sol ayağından yaralanmıştı.


Gazi Osman Paşa yaralı vaziyette harekatı
idare edemeyeceğini anlayarak etrafındaki kumandanlara : " Ben bu halimle
tam bir isabetle adarede bulunamam . Binaenaleyh , kumandanlığı rızamla
kumandanlar arasında en kıdemli olan Adil Paşa ya bırakıyorum. Vaziyet neyi
icab ettirise onu yapsın". demiş : fakat Adil Paşa harb vahim ve nazik
bir safhaya gelmiş olduğundan , aczini ileri sürerek bu teklifi reddetmişti.
Bunun üzerine bazı erkanı harb zabitleri."Bu hal ve şerait dahilinde
mukavemet imkansızdır. Bizim için düşmana teslim olmaktan başka çare
yoktur", diyerek fikirlerini beyan etmişlerdi.


Bir türlü teslim olmayı , temsil ordu
ve devletin şeref ve haysiyetine yediremeyen Gazi Osman Paşa nın üzüntüsü
cidden büyüktü. Fakat kurtulmak için hiçbir ümit kalmamış, her taraftan
da sarılmıştı. Neticede içinde bulunulan halin nazikliği ve maiyetinde
bulunan kumandanların ısrarı sonucu teslim olmaya karar vermişti.


Gazi Osman Paşa yaralandıktan sonra Vid
Suyu'nun sağ sahilinde küçük ahşap bir eve nakledilerek burada gelişigüzel
yerleştirilmiş olan bir yatağa yatırılmış ve yarasının tedavisine çalışılmıştı.


**** Teslim Görüşmeleri ****


Ateş kesilir kesilmez Vid Köprüsü nden
giden yolda beyaz bir bayrak yükselmişti . Bu , teslim görüşmelerini başlatmak
amacıyla gelen bir Osmanlı zabitiydi. Bunun üzerine General Skobelef de
beraberinde kırk kadar subay ve gazetecilerle köprüye doğru ilerlemişti.
Osmanlı subayı Skobelefin tercümanıyla birkaç dakika konuştuktan sonra gözleri
bağlı olarak General Ganetski nin yanına götürülmüş , fakat General
subayın küçük rütbeli olduğunu öğrenince kendisiyle görüşmeyi
reddetmişti. Bunun üzerine Plevne Kıtasından bir başka subay gönderilmişti.
Türkçe den başka bir dil bilmeyen bu subaya Ruslar, Gazi Osman Paşa ya
hitaben yazılmış Fransızca bir mektup vermişlerdi. Bu mektupta:


"Ekselans, burada kumandanlık eden
General Ganetski, sizin yaralı olduğunuzu bildiğinden ancak sizi temsil
edebilecek bir parlamenteri kabul edeceğini söylememi emretti",


denilmekteydi, bu mesaj , ikinci gelen
subayla Gazi Osman Paşa 'ya iletilmiş ve mezkur subay da muhatab kabul olunmamıştı.


Birmüddet sonra, tümenin önünde
General Skobelef maiyetiyle beraber, köprüye varmıştı. Köprünün arkasında
gruplar halinde ve ellerinde silahları bulunan Plevne askerleri yeralmaktaydı.


Skobelef ve muhabir McGahan köprüye vardıklarında
kendilerine yaklaşan bir Osmanlı subayı Osman Paşa'nın bizzat geleceğini
haber vermişti. Bu haber üzerine Skobelef heyecan içinde." Osman Paşa
çağımızın en büyük generalidir. Memleketinin şerefini korumuştur.
kendisine elimi uzatarak bunu ifade edeceğim", diye hissiyatını dile
getirmişti.


Gazi Osman Paşa nın gelmesinin beklendiği
bir sırada Tevfik Paşa'nın bir at üzerinde yaklaştığı görülmüştü.
Tevfik Paşa Rus subaylarına doğru ilerleyerek Fransızca olarak:"Osman
Paşa yaralandı!" demiş, Skobelef de:"Ümit ederim ki yarası ağır
değildir , değil mi?" diye sormuştu. Tevfik Paşa buna:
"Bilmiyorum" karşılığını vermişti. Uzun bir sessizlikten sonra
Skobelef bu defa: "Görüşmek istediğiniz biri var mı? Kiminle konuşmak
istiyorsunuz?" sualinde bulunmuştu.


Tevfik Paşa bu dakikalarda sükur halinde
ve durgun bir vaziyette gözlerini ufka dikmişti. Ancak yanlarına Çarlık
karargahından General Strokolof geldiğinde Tevfik Paşa,Gazi Osman Paşa ve
ordusunun teslim olduğunu , ordusunu teslim etmek görevini başkasına
burakmak istemediğinden General Ganetski nin yatmakta olduğu küçük kulübeye
kadar gelmesini rica ettiğini belirtmişti. Bunun üzerine haberin General
Ganetski ye ulaştırılması için derhal bir subay yola çıkarılmıştı.
General Ganetski hemen köprüye gelmiş ve General Strokov a barakaya gitmesi
emrini vermişti.


Bu emir üzerine genç general, etrafında
birkaç subay, Gazi Osman Paşa'nın yaveri ve doktorlarının bulunduğu kırmızı
kiremitli barakaya gelmişti.


İçeriye giren Srokov , kendisini ,
ilkinin yaralılarla dolu bir ahıra , ikincisinin subayların bulunduğu küçük
bir hücreye açıldığı üç kapı önünde bulmuştu. Odanın sağında
bulunan bir ocak, odayı ısıtmaktan ziyade ortalığı dumanla kaplamıştı.
Gazi Osman Paşa yaralı bir vaziyette, tahta bir iskemble üzerinde oturmakta
ve doktoru Hasib Bey yarasını tedavi etmekteydi. Odanın duvarı boyunca, üzlerinden
teesür okunan , paşalar yeralmaktaydı.


General Strokov odaya girince Gazi Osman
Paşa güçlükle doğrularak elini uzatmıştı. Bunu gören Strıkov: "Paşam
yaralısınız, lütfen rahatsız olmayınız" diye ricada bulunmuştu.


Bir müddet sonra General Ganetski
barakaya gelmiş , şapkasını çıkararak elini bir dost rahatlığı ile
Osman Paşa'ya uzatmış ve :"Sizi tebrik ederim. Yapmış olduğunuz hücum
fevkaladeydi. Askerlerinize lütfen emrediniz silahlarını bıraksınlar",
diyerek Gazi Osman Paşa nın yanına oturmuştu... Saatler ilerledikçe ortalığı
derin bir sessizlik ve kasvet havası kaplamıştı.


Her iki Generalin odadan çıkması üzerine
Gazi Osman Paşa o güne kadar şerefle kullanmış olduğu kılıncını çıkartarak
General Ganetskiye uzatmıştı.


GAZİ OSMAN PAŞA NIN İSTANBULA DÖNÜŞÜ


Sultan II Abdülhamid , Serasker Müşir
Rauf Paşa'yı seraskerlik vazifesi uhdesinde kalmak üzere , yaveri ekremilik
ve fevkalade büyük elçilik payeleriyle hem Rusya 'da bazı görüşmelerde
bulunmak ve hem de Gazi Osman Paşa'yı alıp İstanbul'a getirmek üzere
Petersburg 'a göndermiştir.


Yapılan görüşmeler neticesinde Gazi
Osman Paşa 'nın İstanbul'a dönmesine müsaade olunmuştur. Yolculuk esnasında
mihmandarlık vazifesinde bulunmak üzere meşhur General Nemikof, Gazi Osman Paşa
nın maiyetine verilmiş ve ayrıca Rus Çarı tarafından Paşa'ya , kahramanlığını
takdir manasında, çifte nişan takılmıştır.


Gazi osman Paşa nın gelmekte olduğunu
haber alan İstanbul halkı sahile dökülerek tüm geceyi ayaküzerinde sabaha
kadar geçirmeye razu omuş ve büyük bir Çoşku ile kendisini beklemeye
koyulmuştur.


Kız Kulesi açıklarına gelen Rus
vapurunun bordasına , mevcut izdihamdan Gazi Osman Paşa yı kurtarmak için, süslü
ve ihtişamlı bir sürü saltanat kayığı yanaşmış ve kendisini buradan
alarak Paşa İskelesi ne götürmüşlerdi.


Gazi Osman Paşa , refakatinde Serasker
Rauf Paşa ile birlikte saltanat kayığından çıkarken, Padişahın Başyaveri
ve Sultan Aziz'in damadı Müşir Dağıstanlı Mehmet Paşa eline sarılmış
ve: "Namınamü akdesi padişahiye beyanı hoşamediye memur" olduğunu
belirterek heyecanla elini öpmüş Gazi Osman Paşa da kendisini hasretle
kucaklamıştı.


Bu sırada iskeleyi dolduran halk:
"Hoş geldin ey namuslu kahraman, çok yaşa Gazi Osman " nidaları
ile ortalığı inletmiştir.


Sultan Abdülhamid, koşumları altın ve
gümüşle işlenmiş bir çift iri yağız Rus katanası koşulu landosunu,
binmesi için Osman Paşa'ya tahsis etmişti. Bu ilk saltanat arabasına Gazi
Osman Paşa tek başına binerek sağ tarafa oturmuş, Serasker rauf Paşa ve
Gazi Osman Paşa nın yaveri Tevfik Paşa da ikinci arabada yeralmkış, mabeyn
erkanının da yerlerini almalarıyla , halkın heyecan içerisinde doldurduğu
ve kapladığı Beşiktaş Caddesi , Serencebey Yokuşu geçilerek Yıldız
Sarayı'na doğru hareket edilmişti.


Gazi Osman Paşa nın bulunduğu araba Yıldız
Sarayı'ndan içeri girince: "Gazii meduhul-efali bizzat kendim
istikbal edeceğim!" diyen Sultan Abdülhamid kendini tutamayarak teşrifat
ve merasim hudutlarını dinlemeyerek Divanı Hümayun merdivenlerinin ortasına
kadar kollarını açarak yürümüş ve Gazi osman Paşa'yı "Gel benim
kahraman Osmanım! Berhüdar ol! şanı milleti ancak sen muhafaza ettin. Vatan
uğurunda yaptığın gazaya bütün cihanı hayran eyledin. Osmanlı askerliğinin
şerefini sen göklere çıkardın. Senin gözlerini öpmek için hasretle
ahdetmiştim. Gel ahdımı yerine getireyim. Gözlerini öpeyim"
,
diyerek karşılamıştır.


Merdivenleri ağır ağır inmekte olan
Padişahın kendisine doğru gelmekte olduğunu gören Gazi Osman Paşa ileriye
doğru atılmış ve: "Şevketli Padişahım ! Sağ kaldığım için
gönlümde tek bir sevinç varsa o da zatı şahanelerinin ayak türabına yüzümü,
gözümü sürmek için nice yıllardır kalbimin en mahrem hücresinde cevheri
can gibi sakladığım bir emeli mukaddesenin husulü içindi. Allahu Teala
hazretlerine hamdolsun ki bugün o şerefe de kavuştum "
demiştir.


Uhdesine taşıdığı vazifelerin ve II
Abdülhamid'e olan yakınlığının kendisine kazandırmış olduğu
avantajlardan yararlanarak siyasi çalışmalarda da bulunan Osman Paşa'nın en
büyük mücadelesi ordunun ıslahı konusunda olmuştur. Yapılması düşünülen
ıslahat hareketinin kendi değerlerimize dayanan ve dış bağımlılığı doğuracak
her türlü teşebüsten uzak bir program dahilinde yapılması gerektiği
fikrini savunmuş ve bu fikri benimseyenlerin temsilcissi durumunda olmuştur.
Onun bu davranışı İngiliz yanlısı bir politika izleyen başta Tunuslu
Hayredin Paşa olmak üzere Fuat ve Nusret Paşalarla anlaşmazlığa düşmesine
sebep olmuş, bu durum ise kendisini Sultan II Abdülhamid in gözünden düşürmek
ve İstanbul dan uzaklaştırmak için, aleyhinde birtakım suçlamalar ve
ithamlarda bulunulmasıyla neticelenmiştir.


Osman Paşa nın saray muhiti içerisindeki
önemli çalışmalarından biri de ülema sınıfı ile işbirliği içerisinde
olması ve dini sınıfın liderliğini yapmış bulunmasıdır.


Muhalifler tarafından her türlü girişimlere
rağmen Osman Paşa yirmi üç yıl süren (1877-1900) Saray hayatı esnasında
kendisi II Abdülhamid e sadakatle bağlı kaldığı gibi Abdülhamid'e de Ona
karşı güven beslemiş , iki oğlunu iki kızına damad etmiş, cuma ve sair
selamlıklarda karşısına almak suretiyle kendisine olan itimadını ızhar
etmiş ve hatta başta İngiliz elçisi Mr.Layard olmak üzere, muhalifleri
tarafından aleyhinde söylenen sözlere fazla iltifat etmemiştir.


Askerlik sanat ve dehasının kendisinde
toplandığına şahit olduğumuz fazla uzun olmamakla birlikte vakur ve
heybetli bir görünüm, iri ve kuvetli tıknaz bir vücudun sahibi olan Gazi
Osman Paşa 'nın 1900 (1833-1900) yılındaki ölümü gerek yurtiçinde
gerekse yurt dışında büyük bir teesürle karşılanmış ,kendisine duyulan
sevgi ve saygının bir neticesi olarak adına şiirler ve marşlar söylenmiş
, ismi kasabalara , semtlere ve okullara verilmiştir. Osmanlı askeri tarihinde
yapmış olduğu başarılı hızmetlerinden ve kazanmış olduğu haklı şan
ve şöhretinden dolayı o her zaman için saygı ve hürmetle anılmaya devam
edecektir.






















Türkler Balkanları geçerken 1877







[ Geri Dön ]

Olaylar

Copyright © Gönderen: Osmanlı Araştırmaları - (3521 okuma)

 
 

Encyclopedia ©

Ziyaretçi İstatistikleri

Açılış Sayfası Yap

Mehmet İPÇİOĞLU tarafından hazırlanan bu site.


3 Temmuz 2001'de aramızdan ayrılan Nejat Göyünç'e İthaf Edilmiştir




Sayfa Üretimi: 0.201 Saniye