0
Makaleler | Osmanlı Tarihçileri | Osmanlı Tarih Deyimleri | Osmanlılar | Popüler Konular | Olaylar| Osmanlı Bibliyografyası | Bildiriler
Süreli Yayınlar| Arşiv Belgeleri & Rehber | Doktora Tezleri | Mücmel Osmanlı Tarihi


· Ana Sayfa
· Anketler
· Araştır
· Hesabınız
· İletişim
· Konular
· Metin Sürümü
· Tavsiye Et
· Yazı Gönder



Şu an sitede, 38 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.



Oryentalistlerin Gözüyle
31 Mart Fotoğrafları
Çeşitli Vesikalar
Osmanlı Arşivinden
Kisve Bahası Belge
Mulâj-i Ruznamçe
Gazavat-ı Murad
Ahkâm Defteri
Feth-i Estergom
ingilizce haritalar
Türkçe haritalar
Şeriyye Sicilleri
Fermanlar
Ermeni Vahşeti
Topkapı Sarayı
Surnâme-i Vehbi
Kıyâfet-nâme
Osmanlı Kilimleri
Osmanlı Nakışı
Osmanlı Vazoları
Osmanlı'da Bağdad











Ottoman History Writing



Nuruosmaniye Kütüphanesinde Bulunan Bazı Kazasker Ruznamçeleri



Europe''s Muslim Capital



Changing Perceptions of the Ottoman Empire: The Early Centuries



Christians, Jews and Muslims in the OttomanEmpire: Lessons for Contemporary Coexistence



Islamızatıon In The Balkans As An Hıstorıographıcal Problem: The Southeast-European Perspectıve



The Guilds Of Jerusalem in Ottoman Period

 
  Aşına İşine Eşine Sahip Çık


Kadınlar bilirim ülkeme ait

Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak

Göğüsleri Çukurova gibi münbit

Dağ gibi otururlar evlerinde

Limanlar gemileri nasıl beklerse

Öyle beklerler erkeklerini

Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.

Diyordu rahmetli Erdem abi…

Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair yazdığı şiirinde.

O kadınlar ki bin yıllık geleneği yaşatırlardı hanelerinde.

Fatma Bacı geleneğini.

Hayme Ana töresini.

Melike Hatun örfünü.

Çağları aşan sesine kulak verirlerdi bacıların.

“Aşına, işine, eşine sahip çık” diyen sesine.

Verir de sarıp sarmalardı yuvalarını.

Kızları eşkin verir.

Dal budak salar, meyveye dururdu vakti zamanı gelince.

Onlar da anne olur.

Onlar da asırların birikimi olan terbiye ve göreneği gelecek nesillere taşımak üzere uhdesine alır.

Başla göz üstüne emanetine kaydederdi bir zamanlar.

Tıpkı yüzlerce yıl önce Anadolu’yu vatan tutan Osman Gazinin dedesi Gündüz Alp'in yanıbaşında bir mermer heykel gibi dimdik ayakta duran Hayme Ana gibi.

Tıpkı Anadolu topraklarını Türk İslam mayasıyla yoğuran Bacılar teşkilatının kurucusu Fatma Bacı gibi.

O bacılar ki dört nala gelip uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan şu yarımadaya Türk İslam mührünün vurulmasında en az gaziler, dervişler, alperenler kadar pay sahibi idi bir zamanlar.

Yetim, kimsesiz, yoksul genç kızları himayesine alanlar onlardı.

Genç kızların eğitiminden, ev bark sahibi olmalarından, barındırılmalarından sorumlu olan onlardı.

Anneliği öğreten onlar, kadınlığı öğreten onlar, ev ekonomisini öğreten onlar, erkeğin iki yakasını bir araya getiren onlardı.

Moğol adı verilen yecüc mecüclere karşı direnmeyi öğreten onlar.

Zalimlerden merhamet dilenmeyecek denli onurla yaşamayı öğreten de onlardı şerefiyle ölmeyi öğreten de.

Savaşlarda ordunun ihtiyacı olan elbise ve savaş malzemelerinin bakımında, onarımında, cepheye cephane erzak taşımada yardımcı olan da onlardı., gerektiğinde at sırtında savaşa katılıp ölümün tarlasına dört nala atılmayı şeref bilen de.

Cihangir Asya ordularının kahraman evlatları olan gaziler ve alpler gibi kahramanlık geleneğine bağlı olan da onlardı.

Tıpkı Peygamber efendimizin kızları ve eşleri gibi misafir ağırlamayı kutsal bir görev olarak görenler de onlardı, tekke ve zaviyelerde misafir edilenlerin ağırlanması ile ilgili hizmetleri hiç yüksünmeden severek yapanlar da.

Çadırcılık, keçecilik, halı, nakışçılık, örgücülük, kilim, dokumacılık, oya dantelcilik ve kumaş imalinde ve bunlardan elbise yapılması gibi faaliyetlerde bulunarak ekonomiye katkıda bulunanlar da onlardı.. erkeğinin yükünü paylaşanlar da.

Kısacası, bir yandan düşmana karşı at sırtında savaşacak kadar yiğit ve gözü kara iken, diğer yanda eşine ve çocuklarına karşı bir o kadar müşfik ve nazikti onlar.

Hazreti Hamza’dan ölmeyi, Nasrettin Hoca’dan gülmeyi öğrenmiş, ila-yı kelimatullah, nizam-ı alem uğruna kızgın çöllere inmiş, inanmış iman getirmiş, ham geldiği Anadolu ocağında yanmış, pişmiş gönül eri olmuş, horasan erlerinin kız karındaşlarıydı onlar.

Çok değil daha otuz kırk sene öncesine kadar, Keçimuhsine’de cicim halısı ören Raziye teyzelerin büyük büyük büyük nineleriydi onlar.

Ferhuniye mahallesinde genç kızların çeyizine iğne oyası hazırlayan Şerife teyzenin büyük büyük ninesiydi.

Şimdi yoklar...

Özlüyoruz onları…

Özlüyoruz genç kızlara öğüt veren nur yüzlü nineleri.

Özlüyoruz, aşına işine eşine sahip çıkan mahkeme kapısı gibi kadın anaları.

Şimdi yoklar.

Bir sabah uyandığımızda bir ölüm sessizliği çökmüştü geleneğin sokaklarına.

Anladık ki, hayal ülkesine doğru demir alan sessiz geminin yolcuları gibi çekip gitmişti onlar.

Gelenekleri, görenekleri de yanlarına alarak bizi terk etmişti o güzel insanlar.

Hem de genç kızlarımızın onlara her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğu bir zamanda.

Oysa şimdi genç kızlarımızın tam da onlara muhtaç olduğu bir zaman.

En kutsal değerlerin değersizleştiği bir zaman.

Ahir zaman…

Tam da genç kızlarımızın , tazecik annelerin AŞINA İŞİNE EŞİNE sahip çıkacağı bir zaman.

Tam da her türlü tehlikenin kol gezdiği sokaklarda, okul önlerinde , caddelerde çocukların mutlaka bir babaya, annelerin mutlaka bir kocaya ihtiyacı olduğu bir zaman.

Tam da karşılıklı saygı ve sevginin bitme noktasına geldiği ve her geçen gün boşanmaların hızla arttığı , milletçe sosyal şizofreni yaşadığımız bir zaman.

Tam da annelerin efendilerini doğurduğu bir zaman.

Tam da sözüm ona ölümsüz bir aşkla sevişip evlendikleri halde balayını bile bitirmeden incir çekirdeğini doldurmayan eften püften bahanelerle yataklarını ayıran ve bir müddet sonra soluğu mahkeme kapılarında alan yeni evli gençlerin hızla arttığı bir zaman.

İşte bu zamanda özellikle genç kızlara bir Fatma bacı lazım.

Bir Hayme ana lazım.

Bir Melike Hatun lazım.

Onlar gelmese de biz o zamana gidelim ve onların nasihatına yeniden kulak verelim.

Bakın ne diyor onlar:

AŞINA İŞİNE EŞİNE SAHİP ÇIK diyor.

Sırattan ince sevda köprüsünden geçerken eşinin elini bırakma diyor.

Ya beraber geçersiniz ya da ikiniz de hayatınızı cehenneme çeviririsiniz diyor.

Bir ak güvercinin kanadına yüklediğiniz niyetinizi Allahın rızasına yönlendirin ki cennette vuslatla taçlansın diyor.

Ellerinizi gönüllerinizde birleştirin ki, hayatın sert rüzgarlarına, tabiatın hırçın yeline yağışına karşı çözülmesin.

Çözülmesin ki baharda birlikte güldüğünüz gibi kışı da birlikte savuşturasınız.

Bayramları birlikte yaşayıp, mutluluğu torunlarınızın gözlerindeki ışıltıda yakalayasınız.






[ Geri Dön ]

Makaleler

Copyright © Gönderen: Osmanlı Araştırmaları - (3623 okuma)

 
 

Encyclopedia ©

Ziyaretçi İstatistikleri

Açılış Sayfası Yap

Mehmet İPÇİOĞLU tarafından hazırlanan bu site.


3 Temmuz 2001'de aramızdan ayrılan Nejat Göyünç'e İthaf Edilmiştir




Sayfa Üretimi: 0.216 Saniye