0
Makaleler | Osmanlı Tarihçileri | Osmanlı Tarih Deyimleri | Osmanlılar | Popüler Konular | Olaylar| Osmanlı Bibliyografyası | Bildiriler
Süreli Yayınlar| Arşiv Belgeleri & Rehber | Doktora Tezleri | Mücmel Osmanlı Tarihi


· Ana Sayfa
· Anketler
· Araştır
· Hesabınız
· İletişim
· Konular
· Metin Sürümü
· Tavsiye Et
· Yazı Gönder



Şu an sitede, 24 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.



Oryentalistlerin Gözüyle
31 Mart Fotoğrafları
Çeşitli Vesikalar
Osmanlı Arşivinden
Kisve Bahası Belge
Mulâj-i Ruznamçe
Gazavat-ı Murad
Ahkâm Defteri
Feth-i Estergom
ingilizce haritalar
Türkçe haritalar
Şeriyye Sicilleri
Fermanlar
Ermeni Vahşeti
Topkapı Sarayı
Surnâme-i Vehbi
Kıyâfet-nâme
Osmanlı Kilimleri
Osmanlı Nakışı
Osmanlı Vazoları
Osmanlı'da Bağdad











Ottoman History Writing



Nuruosmaniye Kütüphanesinde Bulunan Bazı Kazasker Ruznamçeleri



Europe''s Muslim Capital



Changing Perceptions of the Ottoman Empire: The Early Centuries



Christians, Jews and Muslims in the OttomanEmpire: Lessons for Contemporary Coexistence



Islamızatıon In The Balkans As An Hıstorıographıcal Problem: The Southeast-European Perspectıve



The Guilds Of Jerusalem in Ottoman Period

Kostaki Musurus’tan Orhan Pamuk’a, Doktora’dan Nobel’e: Osmanlılar

Anonim writes "M. Faik YAVUZ
Tarih Öğretmeni-Araştırmacı

Malum olduğu üzere her ne olay yaşansa biraz daha geriye gidip benzer bir gelişmenin olup olmadığını merak ederiz. Örneğin Nobel ödülünü veya onun nispetinde kıymetli bir ödülü Orhan Pamuk’tan önce bu coğrafyanın insanlarından kim almıştır. Tabi burada tarihi kendi sürekliliği içerisinde ele almamız kaçınılmazdır. Yani tarihe, savaşlarla sona eren kesintili bir yığın devlet olarak değil bunların aslında birbirinin tamamlayıcısı, toplumların ihtiyaçlar ve zorunluluklar üzerine şekil değiştirmesi olarak bakabilmeyi kastediyoruz. Şöyle ki bir an için Türkiye’yi aslında Osmanlı’dan kopuk değil de bir şekilde onun II. Mahmut’la amaçlanan Tanzimat Bürokratlarınca ideal görülen Osmanlı olduğunu düşünün. Böyle bir durumda aslında geçmişle bağlantılar kesilmez bilakis daha da güçlenir. Esasa dönecek olursak Batı’nın Doğuya olan ilgisinin en çarpıcı örnekleri gerçekten en farklı olana odaklıdır. Yani Pamuk’un Nobel’i alması edebi yönü kadar milli denilen meselelerde sıra dışı duruşu ile de ilgilidir. İşte tam da bu nokta da acaba Pamuk’tan önce sıra dışı olup ta bu değerde bir ödül almış devlet adamımız yok mudur?

Burada işte yukarıda dediğimiz gibi tarihi kesintili devlet yığını olarak görürsek yoktur; çünkü Cumhuriyetimiz 1923 yılında kurulmuştur; ve o tarihten günümüze kadar Nobel alan hiçbir kimsemiz yoktur. Fakat tarihe daha önce bahsettiğimiz süreklilik içinde bakarsak, evet, Orhan Pamuk’tan önce kendi döneminin Nobel’i sayılacak bir ödülü Oksford Üniversitesi’nin “Doktora” ödülünü Osmanlı Diplomatı Kostaki Musurus Paşa almıştı. Kostaki Musurus Paşa, Fenerli Rum “Musurus” ailesindendir. 1814/1815 yılında İstanbul Arnavutköy’de doğmuş, bir süre Babıali Tercüme Odasında çalışmıştır. 1834 yılının nisan ayında Sisam Adası’na vekaleten yönetici olarak gitti. Osmanlı Devleti’nin Yunanistan’da ki ilk elçisi olarak 1840 yılı Mayıs ayında Maslahatgüzar olarak Atina Elçiliğine atandı. Fakat bu rütbesi Kayınpederi İstefanaki Vogorides’in teklifiyle daha yola çıkmadan Küçükelçiliğe yükseltildi. 12 Ekim 1848 tarihinde Atina Elçiliğinden alındı ve 25 Ekim 1848 yılında Viyana Elçiliğine atandı. 13 Eylül 1850 tarihinde Viyana Elçiliğinden alındı. 23 Mart 1851 yılında aralıksız olarak 35 sene görev yapacağı Londra Elçiliğine atandı. İşte onun da sıra dışı yönü bu esna da daha da çok önem kazandı; çünkü öncelikle kendisi Hıristiyan- Rum bir Osmanlı diplomatıydı. Babıali ona “Büyükelçilik” ve “Paşa” rütbesi vermişti. Oysa ki bu rütbeler sadece Müslüman hariciyecilere verilirdi. Böyle bir diplomatın Osmanlı hariciyesinin en hassas merkezinde hem de bu rütbelerle görev alması Londra da entelektüel çevrelerin bir anda dikkatlerini çekti. Dönemin entelektüel ve bilim merkezi olan Oksford üniversitesi ya da dönemin literatürüyle darülfünunu, bu Osmanlı diplomatına ikili ilişkilerde ki rolü ve bahsedilen sıra dışı kimliği nedeniyle aldığı karar üzerine “Doktora” unvanını vermeyi bir şeref bildi. Aslında bu unvan kendi döneminin en büyük ödülü olarak Nobel’den bile üstün nitelikte öneme sahipti; çünkü “doktora” unvanı “İngilizlerce bir büyük şeref âd olunmakta olub rütbe-i mezburun hükümdar familyaları azalarına ve ecnebilerden kadr ü haysiyet veyahud ulûm u ma’rifet ile şöhretşiar olan zevâta i’ta olunur.” Osmanlıca vesikadan da anlaşıldığı üzere bu unvan öyle herkese verilmiyordu. Kostaki Musurus bu unvanı 7 Haziran 1856 yılında farklı çevrelerden oluşan iki bin kişilik bir topluluk önünde, Prusya Kralı Veliahdının oğlu Prens Frederick, Ba’d Dukalığının Hükümdarı Prens Dupord, Lord Klarandon ve bazı Lordlar ile asker, bilim çevrelerinden ünlü bazı kimselerle birlikte aldı. Hatta ödül töreninde Musurus bir konuşma dahi yaptı. Bu konuşmasında Osmanlı padişahına yani kendi devlet başkanına övgü dolu özler sarf ederek onun adaletinden ve merhametinden bahsetti.
Bu karanlıkta kalan olayı belki de Nobel’in verildiği sırada yazmak gerekirdi. Ama tarih işte, böyle bir zamanı uygun gördü belki de. Sonuçta asıl soruyu yakalamışsınızdır diye düşünüyorum; farklı zamanlarda gelişen iki dünya çapında olay. Her iki olayın aktörleri de bu coğrafyaların insanı. İkisinin de sıra dışı yönleri var. Ama unutmamak gerekir ki Kostaki Musurus Paşa, ödül almadan önce de ödülü aldıktan sonra da hep bir şeye sonuna dek bağlı kaldı; Padişahına yani efendisine o’nun şahsında devletine.

Belge No: İrade Hariciye 6803
Londra Sefiri Kostaki Beg’in İngiltere de olan Oksford Darülfünuna “Doktor” sıfatıyla kabul olunduğunu mutazammın tevarüd eden tahriratın tercümesi arz ve takdim kılındı Sefiri mümâ’ileyhmanın o sıfata ta’yini ve zamanı icrasında olan nutuk u resmiyede medâhiyihi celile-yi padişahinin ……………. olunmuş İngiliz milletinin saltanatı seniyye hakkı âlisinde derkâr olan ihtiramât-ı layıkası asarından olmağla baîs-i mahzuziyet seniyye olduğu lisânı münasib ile beyan olunması üzere sefiri müma’ileyhe cevabnâme yazılması hususunda
14…….1272

1856 Haziran yedisi tarihiyle Londra Sefiri Kostaki Beg tarafından Oksford Darülfünun tarafından ihtiyar olarak ittihaz olunan bir karar üzerine uhde-i çakerenâme Darülfünunu mezkurun Doktorluk rütbesi ihâle ve tevcih olunmuştur İşbu imtiyazat alâmatı İngilizlerce bir büyük şeref âd olunmakta olub rütbe-i mezburun hükümdar familyaları azalarına ve ecnebilerden kadr ü haysiyet veyahud ulum u ma’rifet ile şöhretşiar olan zevâta i’ta olunur İşbu şeref-i darülfünun beher sene icrâ olunan bir resmi gününde i’ta olunduğundan işbu sene şerefi mezkuru istihsal arzusunda bulunanların ………….. sair senelerden ziyade olarak on iki zevata baliği olmuş ve içlerinde Prusya Kralı Veliahdının oğlu Prens Frederick ,,,,,,, ve Ba’d Dukalığının Hükümdarı Prens Dupord ve Lord Klarandon …………. Ve ba’zı Lordlar evâmîr-i askeriye ve İngiliz erbâbı ma’arifinden zât-ı meşhure müşahede olunmuştur Çakerlerinin dahi işbu mazhariyet-i acizânemin başlıca sebeb-i metbû zât-ı padişahinin sefiri bulunduğuma riâyetten neş’et etmiş olduğundan Prens Frederick ile beraber bulunan Prusya elçisi Kont ……..dahi işbu imtiyazata nail olmuştur Darülfünun u mezkûrun mahzâ-yı şeref içün Doktorluk rütbesini haiz olan Prens…………… dahi hazır olduğu işbu resmi âyin mâh-i hal’in dördünde Oksford şehrinde ve tiyatronun bir büyük sahnesinde Lord ……………. Darülfünun u mezkûrun mekâtibat-ı müdürü sıfatıyla riyaset eylediği ve talebe-i ulûm hazır olduğu ve ahaliden iki bin neferi mütecaviz mutazammın hazır olduğu halde icra olduğundan işbu resmin tafsilen tahriri uzun olacağından yalnız çakerlerinin Doktor sıfatıyla cemiyete kabul olunmaklığımın birçok tahsin ve sitayîş-i umûmi arasında icrâ olunduğu nezaretpenâhilerine ifade ve beyan ile iktifa ederim Şöyle ki yeni intihâb olunan Doktorları lanetice bir nutk cem’ine idhal içün tayin olunan ve Darülfünun çakerlerine ibraz ettiği vakitte nutk u mezkûru irâd sırasında taraf-ı ……………..şahaneden İngiltere Kraliçesi nezdinde sefir olmak şerefini Hıristiyan teb’asından birisine layık ve sezâver görmüş olan zat-ı padişahinin mevâdd-ı mehdiye hakkında müsa’ade-yi mülûkâneleri ve derecelerde şayân-ı tahsîn bulunduğu mezhebiye usulü üzerine hazır bulunan kimesnelerin ………….. davet eylemesiyle işbu nutuk bilcümle …………..tarafından kemal-i tahsis ve memnuniyet ile kabul olunmuş ve Lord Klarandon dan ile ………………………………… dahi ihtiramat-ı lazıme ile cemiyet-i mezbüreye kabul olunmuştur.

M. Faik YAVUZ
Tarih Öğretmeni-Araştırmacı
faik.yavuz@hotmail.com
0544 746 02 12


"

 

· Daha fazla osmanlı siyasi tarihi
· Haber gönderen mehmetipci


En çok okunan haber: osmanlı siyasi tarihi:
KÖSE MİHAL’İN MEZARI VE HARMANKAYA




Ortalama Puan: 4.12
Toplam Oy: 8


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü






 Yazdırılabilir Sayfa  Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder  Bu Haberi Arkadaşına Gönder



Ziyaretçi İstatistikleri

Açılış Sayfası Yap

Mehmet İPÇİOĞLU tarafından hazırlanan bu site.


3 Temmuz 2001'de aramızdan ayrılan Nejat Göyünç'e İthaf Edilmiştir




Sayfa Üretimi: 0.194 Saniye