0
Makaleler | Osmanlı Tarihçileri | Osmanlı Tarih Deyimleri | Osmanlılar | Popüler Konular | Olaylar| Osmanlı Bibliyografyası | Bildiriler
Süreli Yayınlar| Arşiv Belgeleri & Rehber | Doktora Tezleri | Mücmel Osmanlı Tarihi


· Ana Sayfa
· Anketler
· Araştır
· Hesabınız
· İletişim
· Konular
· Metin Sürümü
· Tavsiye Et
· Yazı Gönder



Şu an sitede, 7 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.



Oryentalistlerin Gözüyle
31 Mart Fotoğrafları
Çeşitli Vesikalar
Osmanlı Arşivinden
Kisve Bahası Belge
Mulâj-i Ruznamçe
Gazavat-ı Murad
Ahkâm Defteri
Feth-i Estergom
ingilizce haritalar
Türkçe haritalar
Şeriyye Sicilleri
Fermanlar
Ermeni Vahşeti
Topkapı Sarayı
Surnâme-i Vehbi
Kıyâfet-nâme
Osmanlı Kilimleri
Osmanlı Nakışı
Osmanlı Vazoları
Osmanlı'da Bağdad











Ottoman History Writing



Nuruosmaniye Kütüphanesinde Bulunan Bazı Kazasker Ruznamçeleri



Europe''s Muslim Capital



Changing Perceptions of the Ottoman Empire: The Early Centuries



Christians, Jews and Muslims in the OttomanEmpire: Lessons for Contemporary Coexistence



Islamızatıon In The Balkans As An Hıstorıographıcal Problem: The Southeast-European Perspectıve



The Guilds Of Jerusalem in Ottoman Period

Almanya Alevle oynuyor.

Bu günlerde Almanya’nın gündeminde  Ali’ler ve Aleviler var.

Ali’lerle bir parti , Alevilerle bir televizyon kanalı uğraşıyor.

Ali’lerle siyasi gündem oluşturmayı amaçlayan Almanya , Alevi vatandaşlarımızı provoke ederek sosyal projelerini uygulamağa hazırlanıyor.

Milliyetçi söylemleri ile tanınan Cumhuriyetçi Parti (REP), 27 Ocak'taki Hessen eyalet seçimleri için sarışın bir Alman kızın resminin altında kocaman harflerle  'Mach mich nicht an, Ali!'  'Ali bana sulanma' yazan ilginç bir afiş hazırlattı. Söz konusu parti bu afişle yabancı düşmanlığını körükleyerek Almanya’da yaşayan Türkler üzerinden siyasi rant elde etmeğe çalışıyor.

Bu afişle Alileri ırz düşmanı gibi gösteren kurnaz Almanlar, diğer taraftan bir TV kanalında yayınlanan dizide Alevi vatandaşlarımız için ensest ilişki geleneği gibi şerefsiz bir ithamda bulunarak bu vatandaşlarımızı sokaklara dökmeğe çalışıyorlar.

Bu yüzden geçen hafta Almanya ve Hollanda Alevi vatandaşlarımızın gösterilerine sahne oldu. Gösterilerin amacı ARD televizyonunda yayınlanmakta olan ‘’Tatort’’ (Olay Yeri) adlı adlı polisiye dizinin 23 Aralık Pazar akşamı yayınlanan Wem Ehre gebührt  “Onura layık olan” adlı bölümündeki Alevi bir babanın kızına tecavüz iddiası ve bu aşağılık hâdisenin Alevilere yönelik ‘’Mum söndü’’ iftirasını çağrıştırmasını protesto idi.



Tepkiler üzerine bir açıklama yapan Tatort’un yapımcısı “Kuzey Almanya Televizyonu” (NDR) Program Müdürü Volker Herres, “Aleviler aşırı reaksiyon göstermekten vazgeçsin, medya ve sanat hürriyetine saygılı olsun. Dizi yoluyla Alevilere karşı toplumda kin ve nefretin  körüklendiği şeklindeki iddialardan vazgeçilsin” dedi.

Alevi vatandaşlarımız oyunu anlayıp asıl amacın nefretin körüklenmeğe çalışıldığı gerçeğini yüzlerine çarpınca  Herres’in bu açıklamasının ardından, dizinin senaristi Angelina Maccarone de bir açıklama yapmak zorunda kalıyordu. Yüzsüzlükte  Herres’den aşağı kalmayan  Maccarone de senaryonun siyasi amacı olmadığını sözüm ona sadece sanatsal ve toplumsal kaygıyla yazıldığını iddia ederek “ Her ailede, her toplumda ve her dinde olası bir olayı işlemeye çalıştığını, olayın polisiye yönü nü vurgulayarak ensest bir ilişki sonucunda işlenen cinayeti, hamile bir Alman komiser ile Alevi meslektaşına aydınlatmaya çalıştırdıklarını, senaryonun sadece Alevilere yönelik olmadığını Sünni bir kişinin de dizide zan altında olduğunu, amacının Almanya’da yaşayan Türkler arasındaki heterojenliği göstermek olduğunu” söylüyor.

Duvarlarında Etnische Minderheiten im Landlischen Raum haritası asılı derin mahzenlerde hazırlanan benzer senaryoları daha önce de gördüğümüz için, Ali’nin de Alevi’nin de Almanya’da birdenbire gündeme getirilmesinin yetkililerin yaptığı bu basit ve bir o kadar da masum nedenlere dayanmadığı şüphesi beliriyor ilk anda.

Şüpheler doğrultusunda bu tür senaryoların Almanya’da hızla artan Türk nüfusunu kontrol altında tutmak gibi makro hedeflerinin olduğunu anlamak için çok derin bilgi ve araştırma gerekmez. Özellikle başka eğlencesi olmayan alt gelir grubunu esir almış olan televizyon denilen sihirli kutu aracılığı ile bir yandan tahrik edilmiş alevi kesim kontrol altında tutulurken, diğer yandan ahlaksızlıkla suçlanan bu insanların sünni topluluklar tarafından soyutlanması amaçlanmaktadır.

Makro planın bir ucunda  Alevi, kızına tecavüz eden ensest dinsiz olarak tanıtılırken, diğer ucunda Sünni  Ali komşunun namusuna göz diken ırz düşmanı olarak gösterilmektedir. Her iki olay da kendi içinde yek diğerinden bağımsızmış gibi görülse de  ikisi de temeli yıllar öncesine dayanan ve Türk nüfusunun Almanya için bir tehdit unsuru oluşturacak derecede büyümesine karşı hazırlanmış  büyük bir önlem projesinin uygulamaya konulmuş olan sadece küçük bir parçasıdır.

Angelina Maccarone Türk göçmenleri arasında bir homojenlik yok derken sizin toplumsal dokunuzu tanımak için yıllardır üzerinde çalıştığımız sosyal projeler sayesinde biz sizi sizden daha iyi tanırız, demek istiyordu aslında.

Öncülleri sömürgeciliğin Truva atları olarak tanımlanan Bağdat demiryolu projesiyle Osmanlı topraklarına gelip Osmanlı coğrafyasını karış, karış inceleyen arkeologlara kadar dayansa da soğuk savaşların sonucu sönmüş gibi görünen çalışmaların ateşi, İkinci Dünya savaşından sonra Sirkeci’den kalkan ilk Gastarbeiter treni ile yeniden alevlenmiştir.

Özellikle Humbold Vakfınca desteklenen büyük projelerle Türkiye’nin sosyal ve kültürel yapısına ilişkin çok ciddi çalışmalar yapılmıştır. Tübinger Atlası grubunca yapılan ve 1989 yılında alayı vala ile tanıtılan Peter Alford Andrews’ın "Ethnic Groups in the Republic of Turkey" adlı  Türkiye'nin etnik coğrafyasını gösteren çalışması bu projenin bizim için hayati önemi haiz, en önemli parçasıdır. Bu çalışmalarda kendilerinin de yıllar sonra iş işten geçtikten sonra timsahın göz yaşları misali “dikkatsizlik eseri” olarak nitelendirdikleri kasıtlı etnik isimlendirme hataları yapılmıştır. Bilimsel çalışmalardaki titizliği ve disiplini dünyaca takdir toplayan Almanların  etnik isimlendirmeler gibi hassas konularda alelade hatalar yapmalarını dikkatsizliğe bağlamak kelimenin tam anlamıyla safdillik olur. Etnik tasniflerdeki Yörük, Türkmen, Tahtacı, Avşar, Çepni ,Nalcı, Elçi,  Dadaş, Manav gibi Türk boylarını ayrı etnik unsurlarmış gösterecek kadar cahil ve çapsız olmayan Andrews’in ekibi kitaptaki bilimsel hataları sehven değil bilinçli olarak ve kasten yapmıştır. Yine Alevi-Sünni gibi inanca dayalı bölümlemelerdeki tehlikenin de cin gibi farkında olmalarına rağmen bunu da bilerek yağlı harflerle vurgulamışlardır.

1989 da heyecanlı genç bir yüksek lisans öğrencisi iken bu harita DTCF de sergilendiğinde 47 etnik unsura dayanan çok gövdeli bir ağacın ortak meyvesi olmanın verdiği kafa karışıklığıyla yok daha neler demiştim. Dönemin TTK başkanı da dahil bir kısım entellektüellerimiz bu çalışmayı batının el feneri ile doğunun karanlıklarını aydınlatan kutsal bir kitap gibi takdis etmişlerdi. Biz yan gelip yatarken, elin adamları araştırmış, verimli Anadolu’muzun bereketli bağrından çıkardıkları bunca kökü gözümüze sokarcasına gösteriyorlardı. Ne var ki çalışmanın ne denli tuzaklarla dolu olduğu dikkatli gözlerden de kaçmıyordu.   

İlk güllâbilik ana unsur olan Türklerin ayrışımında göze çarpıyordu. Aynı çatı altında aynı dil, din ve kültürel özelliklere sahip Sünnî Türk, Alevî Türk, Sünnî Yörük, Alevî Yörük, Sünnî Türkmen, Alevî Türkmen ve Avşar, Yörük, Abdal, Pallık, Efe, Nalcı, Elçi, Çepni, Karapapak, Terekeme, Rumeli göçmeni Türkler, Azeriler, Kızılbaşlar, Tahtacılar, Dadaşlar, Manavlar, Uygurlar, Kırgızlar, Özbekler, Balkarlar, Karaçaylar, Kumuklar, Kırım, Nogan Tatarları ayrı ayrı enik unsurlar olarak gösteriliyor, Tek bir babadan gelen Oğuz’un çocukları ayrı ayrı babalara nisbet ediliyor, bizler de vardır bir hikmeti diye boynumuz bükük,  ezik ruh halimizin teslimiyeti içerisinde gıkımızı çıkarmadan kabulleniyorduk. Kazaklar, Kuban Kazakları, Pomaklar, Boşnaklar, Tatarlar,  Gagavuzlar, Arnavutlar, Lazlar, Gürcüler, Megreller, Hemşinliler, Adigeler, Abhazlar, Çerkezler Kafkas orjinli Gayr-i Türk etnik gruplar olarak gösterilmişti meşhur atlasta. Kürtleri de  Kırmançi, Zaza, Dımılli olarak üç parçaya ayırıvermişlerdi bir kalemde. Sıra gayr-i Müslimlere gelmişti. Öncelikle Ermenilerde olup onları  Pontus Rumları, Yunanlar, Kıbrıslılar olarak üçe ayırdıkları Rumlar takip ediyordu. Karamanlıları unutmuşlardı bereket. Musevileri de Yahudiler, Ladino, Seferad, Aşkenaziler olarak 4 gruba ayırmışlardı. Maksat her biri ayrı ayrı etnik unsur damgası yesin de Anadolu pastasının dilimleri daha da küçülsün ;geri kalanlar da  Araplar, Nusayriler, Ezidiler, Süryaniler, Keldani, Nasturi, Bahailer, Polonezler, Almanlar, Estonlar, Molokanlar, Sudanlılar, Habeşler, Kıptiler, Romanlar olarak sıralanıyordu. Ciddi bir çalışma toplamda ile bir elin parmaklarını geçmeyen etnik sayımızı adamlar 47 ‘ye kadar çıkarmağı başarmıştı da kimse sesini çıkarmamıştı.

Almanya’da bu olaylar olunca, O zamanki çerağ halet-i ruhiyesi ile anlayamadığımız, sigarasını bile paylaşmaktan imtina eden cimri Alman meslektaşlarımızın,  bizi bizden fazla düşünerek hakkımızda yaptıkları çalışmalara uzaya gönderilecek bir uydu kadar bütçe ayırmalarının nedeni şimdi daha iyi anlaşılıyor. Meğer adamların gayesi Türkiye’den ziyade Almanya’daki Müslüman Türkler imiş.

Her devletin bekasını korumak için de geliştirdiği sosyal ve siyasal projelere olacak elbette. Almanların ulusal bazda yaptığı bu çalışmalar için onları suçlamak yerine şapkamızı önümüze koyup bizim ne yapabileceğimizi düşünüp doğru karalar vermemiz lazım. Bu konuda öncelikle yapılacak iş böylesine hassas çalışmaların dış dünyaya bırakılmaması ve sadece Almanların değil başta Amerikan ve İngiliz ve dahi Fransızlarınki olmak üzere Şark Meselesi ortaya çıktığından beri hasta adam üzerinde sözde bilimsel çalışma adı altında yapılan etnik bölünmeğe ve ayrıştırmaya yönelik ne tür çalışma varsa bunlara mukabil milli karakteri haiz alternatif sosyal ve kültürel çalışmalara öncelik verilmesi olmalıdır.  Sosyal Bilimler Enstitüleri, Türk Tarih Kurumu ve TİKA gibi büyük bütçeli kurumlarla ortak projeler üstünde yoğunlaşılarak sadece Türkiye’nin değil tarihsel ve kültürel bağlarımız olan Ortadoğu ve Balkanları içine alan geniş coğrafyada yaşayan toplulukların etnik haritası ortaya çıkarılmalıdır.

 

Diğer yandan ,Alevi vatandaşlarımız için atılan iftiralar karşısında  suskun kalınmamalı, hükümet düzeyinde yapılacak gerekli temaslarla iftirayı atan kurumun hatasını düzeltmesi sağlanmalıdır. Ayrıca medya yoluyla yapılan tacizler karşısında sadece alevi vatandaşlarımızın tepkisi plânın başarıya ulaşması noktasında Almanlara güç kazandıracağından, projenin inkıtaa uğraması için bütün Türk ve Müslüman sivil toplum örgütleri Alevi kardeşlerinden destek vermelidir.

 

Diğer yandan Alileri ırz düşmanı gibi gösteren Alman siyasetçilerin oyununu bozmak  yine Almanya’da yaşayan Türklere düşmektedir. Bu oyun, Alilerin geçmişte atalarımızın yaptığı gibi doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu ve istikameti yaşantılarında göstermekle bozulabilir.

Mehmet İPÇİOĞLU

Editör


 

· Daha fazla osmanlı toplum yapısı
· Haber gönderen mehmetipci


En çok okunan haber: osmanlı toplum yapısı:
Bir Babanın Yürek Yangınları




Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 2


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü






 Yazdırılabilir Sayfa  Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder  Bu Haberi Arkadaşına Gönder



Ziyaretçi İstatistikleri

Açılış Sayfası Yap

Mehmet İPÇİOĞLU tarafından hazırlanan bu site.


3 Temmuz 2001'de aramızdan ayrılan Nejat Göyünç'e İthaf Edilmiştir




Sayfa Üretimi: 0.193 Saniye