0
Makaleler | Osmanlı Tarihçileri | Osmanlı Tarih Deyimleri | Osmanlılar | Popüler Konular | Olaylar| Osmanlı Bibliyografyası | Bildiriler
Süreli Yayınlar| Arşiv Belgeleri & Rehber | Doktora Tezleri | Mücmel Osmanlı Tarihi


· Ana Sayfa
· Anketler
· Araştır
· Hesabınız
· İletişim
· Konular
· Metin Sürümü
· Tavsiye Et
· Yazı Gönder



Şu an sitede, 29 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.



Oryentalistlerin Gözüyle
31 Mart Fotoğrafları
Çeşitli Vesikalar
Osmanlı Arşivinden
Kisve Bahası Belge
Mulâj-i Ruznamçe
Gazavat-ı Murad
Ahkâm Defteri
Feth-i Estergom
ingilizce haritalar
Türkçe haritalar
Şeriyye Sicilleri
Fermanlar
Ermeni Vahşeti
Topkapı Sarayı
Surnâme-i Vehbi
Kıyâfet-nâme
Osmanlı Kilimleri
Osmanlı Nakışı
Osmanlı Vazoları
Osmanlı'da Bağdad











Ottoman History Writing



Nuruosmaniye Kütüphanesinde Bulunan Bazı Kazasker Ruznamçeleri



Europe''s Muslim Capital



Changing Perceptions of the Ottoman Empire: The Early Centuries



Christians, Jews and Muslims in the OttomanEmpire: Lessons for Contemporary Coexistence



Islamızatıon In The Balkans As An Hıstorıographıcal Problem: The Southeast-European Perspectıve



The Guilds Of Jerusalem in Ottoman Period

Türklerin ve Kürtlerin meta-hikâyesi

İlk soru şu olmalı: Dünyanın diğer ucundaki, iki yüz yıllık bir tarihi olan bir ülke, yüz yıl önce bizim topraklarımızda olan ve dört bin yıllık tarihi bulunan bir kardeş 'ülke'de bir milyon insanın ölümüne neden yol açmıştır, burada ne işi vardır?

"Kuzey Irak"la ve orada yaşayanlarla neden bu kadar çok ilgilenmektedir? 'Demokrasi getireceğiz, insan haklarını koruyacağız' diye gelip, Irak'ı kan gölüne neden çevirmiş, buradaki insanların huzurunu yok etmiştir, onları kavurucu bir acının içine atmıştır?

İkinci soru şu olabilir: Kürtler kimdir, neden gencecik insanların bedenleri toprağa karılmakta, ülkede neden bir kaos ortamı oluşturulmaktadır? Buna bağlı olarak Kürtlerin büyük hikâyesinin ne olduğu mutlaka sorulmalı, Türklerin ve Müslüman diğer bütün kavimlerin ortak meta-hikâyesi yeniden hatırlanmalıdır. Bizler, Türk, Kürt, Arap, Acem, Arnavut, Laz, Çerkez, Gürcü olmanın ötesinde ve bundan önemli ve değerli olmak üzere müminiz. Müslümanlık, bizim meta-hikâyemizin temeli, mayası ve asli yapısıdır. Kürtlerin gittikçe sertleşen, kronikleşen biçimde ötekileşmesine yol açan şartlar nelerdir, yüzyılın başından itibaren bu insanlar neler yaşamış, nelere duçar olmuş, hangi ateşten sınavın içinden geçmişlerdir, geçmektedirler?

ABD ve diğerleri, Barzani ve Talabani'nin başındaki puşuya, kara kaşına kara gözüne, Kürtçe aksanlı İngilizcesine âşık mıdır, Diyarbakır, Şırnak, Mardin, İstanbul, Mersin ve Bursa'da yoksulluk ve ötekilik içinde yaşayan, yorgun, örselenmiş Kürtlerin meta-hikâyesinden haberdar mıdır, acılarını bilmekte midir, buna merhem olmak gibi en küçük bir niyet taşımakta mıdır? Diyarbakır Ulu Camii'nin eprimiş sarı taşlarında yüzyıllardır yankıyan Selçuklu, Artuklu, Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Osmanlı müezzinlerinin okuduğu kamet ve aşr-i şerifler ABD'liler için herhangi bir anlam ifade etmekte midir? Kürtlerin 'özgürleşmesi' için yola koyulduğunu söyleyen ve bunu insan öldürerek dile getiren bir örgüt'ün, Kürtlerin bu büyük hikâyesiyle en küçük bir ilgisi var mıdır? Ahmed-i Hani'nin, Mele Cezeri'nin, Fekiye Teyran'ın irfani öğretileriyle değil, Stalin ve Lenin'in politik yöntemleriyle ilgili bir örgüt'ün, Kürtlerin büyük hikâyesiyle bir ilgisi olabilir mi? Kürtler, diğer mümin kardeşleri gibi, yüzyıllarca irfani bir geleneğin içinden geçerek, zulmü değil adaleti, şerri değil hayrı, kaosu değil manevi düzeni, canavarlaşan aklı değil, dirilten ve iyileştiren gönül'ü inşa etmemişler midir? PKK, Kürtleri temsil edebilir mi, Kürtler, Ahmed-i Hani gibi büyük bilgelerin çocuklarıdır. Fuzuli ile Ahmed-i Hani aynı cihanşümul öğretinin şemsiyesi altında konuşmamışlar mıdır? Ahmed Yesevi ile Fekiye Teyran'ın dili aynı değil midir? Bu sorular çoğaltılabilir ve cevapları için akl-ı selime, adalete, bilgiye, belgeye, insaf ve merhamete ihtiyaç duyar.

Zulüm, 'bir şeyi yerli yerine koymamak' anlamına gelir. Adalet bunun aksidir ve 'bir şeyi yerli yerine koymak'tır. Bizim meta-hikâyemiz, tıpkı şahsi hikâyelerimizde olduğu gibi birer adalet hikâyesidir. Bu muazzam hikâyede, Niyazi Mısri ile Mele Ceziri, Bediüzzaman ile Ahmed-i Hani her türden etnik ve beşeri niteliklerinden arınmış, sadece 'iman' bağıyla bağlı, kardeşçe ve insanca yer alırlar. Türkçe, Kürtçe veya Arapça konuşmak anlamını yitirir, zira bu büyük hikâyenin dili, 'kuşların dili'dir, Niyazi Mısri'nin dediği gibi: 'Mantıku't-tayr'ın lügat-ı mutlakından söyleriz / Herkes anlamaz bizi bizler muamma olmuşuz / Lafz u suret ü cism içre anlamak isterler bizi / Biz ne elfazız ne suret cümle mana olmuşuz'dur.

Burada farklı diller, aynı anlam içre konuşur, uhuvvet, ihlâs, iman ve adaletin kozmik dili içinde erir, birleşir, büyür ve bereketlenir. Burada Türk veya Kürt olmanın değil, mümin olmanın bir anlam ve değerinden söz edilebilir. Türklerle Kürtlerin savaşmasını bu meta-hikâye ile ilişkisi olan ne bir Kürt ne de Türk arzu eder. Kürtleri ötekileştiren, Türkleri, Kürtlere düşman etmeye çalışan kişi, odak, kurum, olay veya devlet kim ve ne olursa olsun hem bu meta-hikâyeden habersiz, ona düşman veya zalim ve çıkarcıdır. Çıkar (felsefi imalarından arındırarak söyleyelim) adaletle değil zulümle, nefsanî olanla ilgilidir. Müminler çıkarları doğrultusunda değil, adalet, merhamet ve şefkatle hareketlenirler. Müminler ancak kardeştirler. Bediüzzaman hazretlerinin dediği gibi, 'mesleğimiz kardeşliktir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz. Kardeşlikteki makam geniştir. Çatışmaya, kavgaya yer yoktur. Olsa olsa, kardeş kardeşe yardımcı ve hizmetçi olur; hizmetini tamamlar.' Bu, bizim meta-hikâyemizin cihanşümul ilkesidir. Güzeller Güzeli (asm) bir hadis rivayetinde bize şöyle seslenir: 'İçinizden birinizin bir kardeşinin herhangi bir ihtiyacını gidermek için yürümesi benim şu mescidimde iki ay itikâfta olmaktan daha faziletlidir.'

Terörle mücadele ederken, Kürt kardeşlerimizin hukukunu çiğnememek, ötekileşmiş, yaralanmış, acı çekerek korkmuş, sinmiş, düşman hale gelmiş, öfke ve kine itilmiş bu müminlerin yaralarını sarmak, onlarla eşit kardeşlik hukuku, iman bağı, kozmik adalet duygusu içinden konuşmak ve ilişki kurmak zorundayız. Irak'ta bir milyon canın ölümüne yol açan, bir kaos ortamı oluşturan, ülkelerle çıkar eksenli ilişkiler kuran emperyal bir gücün söylemi ve mantığıyla değil, evrensel bir hidayet çağrısı olan, bize adalet ve merhameti telkin eden, beşerilikten insaniliğe yücelmenin yolunu yordamını öğreten, kozmik bir ilkenin içinden konuşmalı, düşünmeli, hele hele böylesi kritik süreçlerde, daha da adil ve insaflı olmalı, çıkar değil adalet demeliyiz.

Türklerin, Kürtlerin, Çerkezlerin, Boşnakların, Arapların ve Acemlerin meta-hikâyesi aynıdır. Biz, bütün bir insanlık milletiyiz, insanlık İslam'dır, İslam ise, adalet ve merhamettir. Bizim büyük hikâyemiz, şahsi hikâyelerimiz ne olursa olsun aynı rahmet bulutunun altındadır. Müminler yağmur gibidir, haklının da haksızın da üstüne eşit olarak yağar. Unutmayalım, 'bir canı yok etmek, bütün insanlığı yok etmek gibidir' Bizim farkımız, o büyük hikâyededir. Biz, bir 'örgüt' değiliz, biz, adalet ve merhamet neferleriyiz. Öldürmek değil, diriltmekle yükümlüyüz. Bediüzzaman'ın diriltici sesine kulak vermenin zamanıdır: "Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde fesat çıkarmamış birisini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir" ayetinin işari manasıyla, bir masumun hakkı, bütün halk için dahi iptal edilmez. Bir fert dahi, umumun selâmeti için feda edilmez. Cenâb-ı Hakk'ın merhamet nazarında hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için iptal edilmez. Bir cemaatin selâmeti için, bir ferdin rızası bulunmadan, hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet namına, rızasıyla olsa, o başka meseledir. İzafi adalet ise, küllün selâmeti için cüz'ü feda eder. Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz. Ehvenüşşer diye bir nevi izafi adalet yapmaya çalışır. Fakat mutlak adaletin tatbiki kabil ise, izafi adalete gidilmez. Gidilse zulümdür."

Mutlak adalet, bizim meta-hikâyemizin asli ilkesidir. Hz. Ali'nin uğrunda can verdiği ilkedir. Kürtler de bu ilkenin gölgesi altına girmeli, karanlık ilişkilerin, kanın, gözyaşının, vahşetin içinden gelen bir örgütle aralarındaki nispetten rahatsızlık duymalıdır. Kürtleri, PKK değil, Mem u Zin, onun evrensel dili ve o dilin sahibi Ahmed-i Hani temsil ve ifade edebilir, onların meta-hikâyesi de oradadır.



İlk soru şu olmalı: Dünyanın diğer ucundaki, iki yüz yıllık bir tarihi olan bir ülke, yüz yıl önce bizim topraklarımızda olan ve dört bin yıllık tarihi bulunan bir kardeş 'ülke'de bir milyon insanın ölümüne neden yol açmıştır, burada ne işi vardır?

"Kuzey Irak"la ve orada yaşayanlarla neden bu kadar çok ilgilenmektedir? 'Demokrasi getireceğiz, insan haklarını koruyacağız' diye gelip, Irak'ı kan gölüne neden çevirmiş, buradaki insanların huzurunu yok etmiştir, onları kavurucu bir acının içine atmıştır?

İkinci soru şu olabilir: Kürtler kimdir, neden gencecik insanların bedenleri toprağa karılmakta, ülkede neden bir kaos ortamı oluşturulmaktadır? Buna bağlı olarak Kürtlerin büyük hikâyesinin ne olduğu mutlaka sorulmalı, Türklerin ve Müslüman diğer bütün kavimlerin ortak meta-hikâyesi yeniden hatırlanmalıdır. Bizler, Türk, Kürt, Arap, Acem, Arnavut, Laz, Çerkez, Gürcü olmanın ötesinde ve bundan önemli ve değerli olmak üzere müminiz. Müslümanlık, bizim meta-hikâyemizin temeli, mayası ve asli yapısıdır. Kürtlerin gittikçe sertleşen, kronikleşen biçimde ötekileşmesine yol açan şartlar nelerdir, yüzyılın başından itibaren bu insanlar neler yaşamış, nelere duçar olmuş, hangi ateşten sınavın içinden geçmişlerdir, geçmektedirler?

ABD ve diğerleri, Barzani ve Talabani'nin başındaki puşuya, kara kaşına kara gözüne, Kürtçe aksanlı İngilizcesine âşık mıdır, Diyarbakır, Şırnak, Mardin, İstanbul, Mersin ve Bursa'da yoksulluk ve ötekilik içinde yaşayan, yorgun, örselenmiş Kürtlerin meta-hikâyesinden haberdar mıdır, acılarını bilmekte midir, buna merhem olmak gibi en küçük bir niyet taşımakta mıdır? Diyarbakır Ulu Camii'nin eprimiş sarı taşlarında yüzyıllardır yankıyan Selçuklu, Artuklu, Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Osmanlı müezzinlerinin okuduğu kamet ve aşr-i şerifler ABD'liler için herhangi bir anlam ifade etmekte midir? Kürtlerin 'özgürleşmesi' için yola koyulduğunu söyleyen ve bunu insan öldürerek dile getiren bir örgüt'ün, Kürtlerin bu büyük hikâyesiyle en küçük bir ilgisi var mıdır? Ahmed-i Hani'nin, Mele Cezeri'nin, Fekiye Teyran'ın irfani öğretileriyle değil, Stalin ve Lenin'in politik yöntemleriyle ilgili bir örgüt'ün, Kürtlerin büyük hikâyesiyle bir ilgisi olabilir mi? Kürtler, diğer mümin kardeşleri gibi, yüzyıllarca irfani bir geleneğin içinden geçerek, zulmü değil adaleti, şerri değil hayrı, kaosu değil manevi düzeni, canavarlaşan aklı değil, dirilten ve iyileştiren gönül'ü inşa etmemişler midir? PKK, Kürtleri temsil edebilir mi, Kürtler, Ahmed-i Hani gibi büyük bilgelerin çocuklarıdır. Fuzuli ile Ahmed-i Hani aynı cihanşümul öğretinin şemsiyesi altında konuşmamışlar mıdır? Ahmed Yesevi ile Fekiye Teyran'ın dili aynı değil midir? Bu sorular çoğaltılabilir ve cevapları için akl-ı selime, adalete, bilgiye, belgeye, insaf ve merhamete ihtiyaç duyar.

Zulüm, 'bir şeyi yerli yerine koymamak' anlamına gelir. Adalet bunun aksidir ve 'bir şeyi yerli yerine koymak'tır. Bizim meta-hikâyemiz, tıpkı şahsi hikâyelerimizde olduğu gibi birer adalet hikâyesidir. Bu muazzam hikâyede, Niyazi Mısri ile Mele Ceziri, Bediüzzaman ile Ahmed-i Hani her türden etnik ve beşeri niteliklerinden arınmış, sadece 'iman' bağıyla bağlı, kardeşçe ve insanca yer alırlar. Türkçe, Kürtçe veya Arapça konuşmak anlamını yitirir, zira bu büyük hikâyenin dili, 'kuşların dili'dir, Niyazi Mısri'nin dediği gibi: 'Mantıku't-tayr'ın lügat-ı mutlakından söyleriz / Herkes anlamaz bizi bizler muamma olmuşuz / Lafz u suret ü cism içre anlamak isterler bizi / Biz ne elfazız ne suret cümle mana olmuşuz'dur.

Burada farklı diller, aynı anlam içre konuşur, uhuvvet, ihlâs, iman ve adaletin kozmik dili içinde erir, birleşir, büyür ve bereketlenir. Burada Türk veya Kürt olmanın değil, mümin olmanın bir anlam ve değerinden söz edilebilir. Türklerle Kürtlerin savaşmasını bu meta-hikâye ile ilişkisi olan ne bir Kürt ne de Türk arzu eder. Kürtleri ötekileştiren, Türkleri, Kürtlere düşman etmeye çalışan kişi, odak, kurum, olay veya devlet kim ve ne olursa olsun hem bu meta-hikâyeden habersiz, ona düşman veya zalim ve çıkarcıdır. Çıkar (felsefi imalarından arındırarak söyleyelim) adaletle değil zulümle, nefsanî olanla ilgilidir. Müminler çıkarları doğrultusunda değil, adalet, merhamet ve şefkatle hareketlenirler. Müminler ancak kardeştirler. Bediüzzaman hazretlerinin dediği gibi, 'mesleğimiz kardeşliktir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz. Kardeşlikteki makam geniştir. Çatışmaya, kavgaya yer yoktur. Olsa olsa, kardeş kardeşe yardımcı ve hizmetçi olur; hizmetini tamamlar.' Bu, bizim meta-hikâyemizin cihanşümul ilkesidir. Güzeller Güzeli (asm) bir hadis rivayetinde bize şöyle seslenir: 'İçinizden birinizin bir kardeşinin herhangi bir ihtiyacını gidermek için yürümesi benim şu mescidimde iki ay itikâfta olmaktan daha faziletlidir.'

Terörle mücadele ederken, Kürt kardeşlerimizin hukukunu çiğnememek, ötekileşmiş, yaralanmış, acı çekerek korkmuş, sinmiş, düşman hale gelmiş, öfke ve kine itilmiş bu müminlerin yaralarını sarmak, onlarla eşit kardeşlik hukuku, iman bağı, kozmik adalet duygusu içinden konuşmak ve ilişki kurmak zorundayız. Irak'ta bir milyon canın ölümüne yol açan, bir kaos ortamı oluşturan, ülkelerle çıkar eksenli ilişkiler kuran emperyal bir gücün söylemi ve mantığıyla değil, evrensel bir hidayet çağrısı olan, bize adalet ve merhameti telkin eden, beşerilikten insaniliğe yücelmenin yolunu yordamını öğreten, kozmik bir ilkenin içinden konuşmalı, düşünmeli, hele hele böylesi kritik süreçlerde, daha da adil ve insaflı olmalı, çıkar değil adalet demeliyiz.

Türklerin, Kürtlerin, Çerkezlerin, Boşnakların, Arapların ve Acemlerin meta-hikâyesi aynıdır. Biz, bütün bir insanlık milletiyiz, insanlık İslam'dır, İslam ise, adalet ve merhamettir. Bizim büyük hikâyemiz, şahsi hikâyelerimiz ne olursa olsun aynı rahmet bulutunun altındadır. Müminler yağmur gibidir, haklının da haksızın da üstüne eşit olarak yağar. Unutmayalım, 'bir canı yok etmek, bütün insanlığı yok etmek gibidir' Bizim farkımız, o büyük hikâyededir. Biz, bir 'örgüt' değiliz, biz, adalet ve merhamet neferleriyiz. Öldürmek değil, diriltmekle yükümlüyüz. Bediüzzaman'ın diriltici sesine kulak vermenin zamanıdır: "Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde fesat çıkarmamış birisini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir" ayetinin işari manasıyla, bir masumun hakkı, bütün halk için dahi iptal edilmez. Bir fert dahi, umumun selâmeti için feda edilmez. Cenâb-ı Hakk'ın merhamet nazarında hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için iptal edilmez. Bir cemaatin selâmeti için, bir ferdin rızası bulunmadan, hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet namına, rızasıyla olsa, o başka meseledir. İzafi adalet ise, küllün selâmeti için cüz'ü feda eder. Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz. Ehvenüşşer diye bir nevi izafi adalet yapmaya çalışır. Fakat mutlak adaletin tatbiki kabil ise, izafi adalete gidilmez. Gidilse zulümdür."

Mutlak adalet, bizim meta-hikâyemizin asli ilkesidir. Hz. Ali'nin uğrunda can verdiği ilkedir. Kürtler de bu ilkenin gölgesi altına girmeli, karanlık ilişkilerin, kanın, gözyaşının, vahşetin içinden gelen bir örgütle aralarındaki nispetten rahatsızlık duymalıdır. Kürtleri, PKK değil, Mem u Zin, onun evrensel dili ve o dilin sahibi Ahmed-i Hani temsil ve ifade edebilir, onların meta-hikâyesi de oradadır.


 

· Daha fazla
· Haber gönderen mehmetipci


En çok okunan haber: :
Mahalleli




Ortalama Puan: 3.25
Toplam Oy: 4


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü






 Yazdırılabilir Sayfa  Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder  Bu Haberi Arkadaşına Gönder



Ziyaretçi İstatistikleri

Açılış Sayfası Yap

Mehmet İPÇİOĞLU tarafından hazırlanan bu site.


3 Temmuz 2001'de aramızdan ayrılan Nejat Göyünç'e İthaf Edilmiştir




Sayfa Üretimi: 0.206 Saniye